<?xml version='1.0'?><rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" >
<channel>
	<title><![CDATA[Ahalim: All site blogs}]]></title>
	<link>https://ahalim.com/blog/all?offset=660</link>
	<atom:link href="https://ahalim.com/blog/all?offset=660" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<description><![CDATA[}]]></description>
		<item>
	<guid isPermaLink="true">https://ahalim.com/blog/view/1576/koy-enstituleri</guid>
	<pubDate>Tue, 30 Aug 2022 10:58:55 +0000</pubDate>
	<link>https://ahalim.com/blog/view/1576/koy-enstituleri</link>
	<title><![CDATA[Köy Enstitüleri ]]></title>
	<description><![CDATA[<p>Köy Enstitüleri hakkında yazılmış en güzel şiirlerden biridir.<br />Şiirin yazarı Özbek İncebayraktar, 1970-71 yıllarında Edebiyat Öğretmenim ve Gökçeada (İmroz) Atatürk İlköğretmen Okulu'nun Okul Müdürü'ydü...</p><p>KÖY ENSTİTÜLERİ&nbsp;</p><p>Onlar,&nbsp;<br />Köy çocuklarıydı.&nbsp;<br />Kurumuş çalılar gibiydiler bozkırda.&nbsp;<br />Kavrulmuş ekinler gibiydiler.&nbsp;<br />Geldiler,&nbsp;<br />Yalın ayakları&nbsp;<br />Ve&nbsp;<br />Yırtık mintanlarıyla geldiler,&nbsp;<br />Gönen’e, Aksu’ya, Kepirtepe’ye.&nbsp;<br />Ezilmiş, sömürülmüş, horlanmış&nbsp;<br />Ve&nbsp;<br />Unutulmuştular bin yıldır.&nbsp;</p><p>Ferhat oldular,&nbsp;<br />Yardılar İdris Dağını.&nbsp;<br />Gürül gürül akıttılar suyunu,&nbsp;<br />Hasanoğlan’a.&nbsp;<br />Köroğlu oldular,&nbsp;<br />Kafa tuttular Bolu Beylerine.&nbsp;<br />Yıktılar saltanatını ağaların.&nbsp;</p><p>Tolstoy’u Balzac’ı okudular koyun güderken.&nbsp;<br />Mozart’ı, Bethoven’i çaldılar dağ başlarında.&nbsp;<br />Moliere’i, Sophokles’i oynadılar.&nbsp;</p><p>Horon teptiler Beşikdüzü’nde kol kola.&nbsp;<br />Halay çektiler Yıldızeli’nde türkülerle.&nbsp;<br />Diz vurdular Ortaklar’da efece...&nbsp;</p><p>Siz,&nbsp;<br />Her gece,&nbsp;<br />Mehtaba çıkarken Heybeli’de,&nbsp;<br />Onlar,&nbsp;<br />Duvar ördüler,&nbsp;<br />Çatı çattılar.&nbsp;<br />Yıldızlara bakarak yaz geceleri,&nbsp;<br />Harman yerlerinde yattılar.&nbsp;<br />Kazma salladılar yorulmadan.&nbsp;<br />Kerpiç döktüler&nbsp;<br />Kerpiç.&nbsp;<br />Sızlanmadılar hiç.&nbsp;<br />Yakıştı nasırlı ellerine,&nbsp;<br />Kitap ve çekiç.&nbsp;</p><p>Başladı yurt harmanında imece...&nbsp;<br />Bir gece,&nbsp;<br />Karanlık inlerinden sinsice,&nbsp;<br />Brütüsler çıktı ansızın.&nbsp;<br />Çektiler zehirli hançerlerini,&nbsp;<br />Vurdular sırtlarından haince...&nbsp;</p><p>Çıktı mağaralarından yarasalar,&nbsp;<br />Çıktı halk düşmanları,<br />Üşüştü sülükler gibi üstümüze.&nbsp;<br />Emdiler kanımızı,&nbsp;<br />Doymadılar.&nbsp;<br />Yıktılar umudunu Türkiyemin.&nbsp;</p><p>Aydınlık bir Türkiye gelir aklıma,&nbsp;<br />Kalkınmış bir Türkiye gelir,&nbsp;<br />Köy Enstitüleri denince.&nbsp;</p><p>Özbek İNCEBAYRAKTAR</p>]]></description>
	<dc:creator>fotocu</dc:creator>		</item>
<item>
	<guid isPermaLink="true">https://ahalim.com/blog/view/1575/karayemis-prunus-laurocerasus</guid>
	<pubDate>Tue, 30 Aug 2022 10:46:15 +0000</pubDate>
	<link>https://ahalim.com/blog/view/1575/karayemis-prunus-laurocerasus</link>
	<title><![CDATA[Karayemiş (Prunus laurocerasus)]]></title>
	<description><![CDATA[<figure class="image image_resized" style="width:1034px;"><img style="aspect-ratio:399/600;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728218714/di/c0/6gRHemM7xkN--HctH8JjPxrEV6Ax1m2rg_y7-zFF_3w/editor_images/1/45/6702865a3da07.jpg" alt="image" width="399" height="600"></figure><p><img src="https://ahalim.com/photos/thumbnail/1505/large/" alt=""></p><p>Karayemiş (Prunus laurocerasus), gülgiller (Rosaceae) familyasından küçük beyaz renkli çiçekler açan, daha çok rutubetli ve gölgeli yerlerde yetişen 5–15 m boyunda, yaprak dökmeyen bir ağaç türü. Türkiye'de çeşitli yöresel adlarla bilinmektedir. Yaygın olarak "Taflan" adıyla bilinen bitki, "Gürcü kirazı", "Laz kirazı", "Laz üzümü", "Laz yemişi", "Tanal", "Tçkoo" adlarıyla da bilinmektedir.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:768/1024;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728218773/di/c0/nfhmCUc1quTgONAol3Z7s1qDpjhwFCTfgAZoriznbns/editor_images/1/45/6702869545686.jpg" alt="image" width="768" height="1024"></figure><p><br />Morfolojik özellikleri<br />Yapraklar derimsi kısa saplı ve oval şekillidir. Orta damar alt tarafta çıkıntı teşkil eder. Çiçeklerin 30 - 40 tanesi bir arada bulunur. Taç ve çanak yapraklari 5 parçalıdır. Meyveleri zamanla siyah renk alır.</p><p>Genel kullanımı<br />Yaprakları şeker, tanen, kalsiyum, oksalat, emülsin, prunasin ihtiva eder. Taze yapraklardan elde edilen taflan suyu, antispazmodik ve öksürük dindirici, bulantı ve karın ağrılarını giderici olarak kullanılır. Fazla alınırsa, zehirlenme yapar. Taze meyveleri yenir. Taze meyvelerinin idrar söktürücü ve taş düşürücü etkileri vardır. Yaprakları ise gıdalara koku vermekte kullanılır.</p><p>Yapılan çalışmalarda on fenolik ve altı şeker içeriği tespit edilmiştir. Bilinen en yaygın üç fitesterolden biri olan β-sitosterolün karayemiş meyve çekirdeklerinde % 73’ ünü oluşturduğu belirtilmiştir. Yeteri kadar araştırması olmamasına rağmen topikal kullanımlarda ağrı üzerinde analjezik etki gösterdiği söylenmektedir. Besin ve nutrasötik takviye formülasyonlarında potansiyel olarak kullanılabilen iyi bir doğal antioksidan kaynağıdır. Halk ilacı olarak mide ülseri, sindirim sistemi şikâyeti, bronşit, egzama, hemoroit, diüretik ajan olarak kullanıldığı bilinmektedir. Meyvelerinin ise yenerek diyabette kullanıldığı bilinmektedir.[2][3]</p><p>Dağılımı<br />Güneybatı Asya ile Güneydoğu Avrupa'da doğal olarak yetişir. Türkiye'de Samsun, Giresun, Trabzon, Rize, Ordu ve Artvin civarında yüksek dağlık bölgelerde doğal olarak bulunur.</p><p>(Kaynak: Wikipedia)</p>]]></description>
	<dc:creator>fotocu</dc:creator>		</item>
<item>
	<guid isPermaLink="true">https://ahalim.com/blog/view/1574/sizandra-uzumu-schisandra</guid>
	<pubDate>Tue, 30 Aug 2022 10:36:54 +0000</pubDate>
	<link>https://ahalim.com/blog/view/1574/sizandra-uzumu-schisandra</link>
	<title><![CDATA[Şizandra üzümü (Schisandra)]]></title>
	<description><![CDATA[<p><img src="https://ahalim.com/photos/thumbnail/1491/large/" alt=""></p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:1370/2048;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728218547/di/c0/0kbqHhASPM8Yq3416CzWgkdBkq2P1-5GcwgVZlSVfZw/editor_images/1/45/670285b210bf5.jpg" alt="image" width="1370" height="2048"></figure><p>Şizandra üzümü (Schisandra), diğer bir ismi ile manolya asması Çin tıbbında yaygın kullanılan yabani, koyu kırmızı renkli bir meyvedir. Çin ve Rusya’ya özgü bir meyve olmasına rağmen her tür toprağa uyum sağlayabildiği bilinir. Yaprak döken tırmanıcı bir tür sarmaşık cinsidir.</p><p>Şizandra üzümü, kıymetli adaptojen bitkiler arasında sayılmaktadır. Geleneksel tıpta bitkinin vücudun işlevlerini dengeleyen etkileri özellikle vurgulanmaktadır. Tuzlu, tatlı, ekşi, baharatlı ve acı olmak üzere 5 tadın da tamamını schisandrada bulmak mümkündür. Bu nedenle çince “beş aromalı meyve” anlamına gelen bir kelime ile de anılmaktadır. Ve dahası bu beş tat ile beş yin organının tümüne fayda sağlayabileceği düşünülmektedir. Bu beş organ kalp, karaciğer, akciğer, böbrek ve dalaktır.</p><p>Geleneksel Çin Tıbbında, schisandra yaşlanma karşıtı özellikleri nedeniyle popülerdir. Fiziksel, zihinsel ve cinsel dayanıklılığı arttırmak için sıkça kullanılır. Bitkinin özellikle meyve kısımları ve ayrıca tohumları çeşitli sağlık faydaları nedeniyle kullanılabilmektedir. Öksürük, astım, hazımsızlık, ishal, grip, uykusuzluk, ciltte alerjiler, insülin direnci, adet dönemi sancıları için tercih edildiği bilinir.</p><p>Şizandra, Doğu’nun geleneksel tıbbından yüzyıllardan beridir kendine yer bulur. Ancak bitkinin olumlu sağlık etkileri henüz modern tıp tarafından onay görmüş değildir.</p><p>Olası Yan Etkileri</p><p>Bazı insanlarda schisandra üzümünün tüketimine bağlı olarak mide ekşimesi, mide ağrısı, iştah kaybı görülebilir. Kaşıntı ve deri döküntüleri nadirdir ancak görülebilir.</p><p>Bu meyveyi gıda takviyesi formda kullanmayı düşünüyorsanız kullanım öncesi mutlaka bir sağlık profesyoneline danışınız.</p>]]></description>
	<dc:creator>fotocu</dc:creator>		</item>
<item>
	<guid isPermaLink="true">https://ahalim.com/blog/view/1466/su-atkuyrugu-equisetum-fluviatile</guid>
	<pubDate>Mon, 29 Aug 2022 10:45:55 +0000</pubDate>
	<link>https://ahalim.com/blog/view/1466/su-atkuyrugu-equisetum-fluviatile</link>
	<title><![CDATA[Su atkuyruğu (Equisetum fluviatile)]]></title>
	<description><![CDATA[<figure class="image"><img style="aspect-ratio:1151/2048;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728218264/di/c0/RAakUxVNNPtaVTwqd3btMIkv54s245DnMtC7w0rMxno/editor_images/1/45/67028496890a2.jpg" alt="image" width="1151" height="2048"><figcaption>Şavşat Karagöl'de su atkuyruğu (Equisetum fluviatile)&nbsp;</figcaption></figure><p>Su atkuyruğu (Equisetum fluviatile), Equisetaceae familyasından yaygın görülen bir atkuyruğu türü.</p><p>Su atkuyruğu çamur dipleri ile ağır ya da sığ sular ve göletler, bataklıklar, hendek içlerinde, tatlı su kıyıları boyunca yoğun koloniler halinde yetişen uzun ömürlü bir bitkidir.</p><p>Boyu 30–100 cm (nadiren 140 cm) uzunluğundadır. Yeşil renkli gövdesi dik yapılı, 2–8 cm çapında, pürüzsüz, yaklaşık 10 ila 30 ince sırttan oluşur. Her eklemde gövdeyi çevreleyen 5–10 mm uzunluğunda siyah uçlu küçük pulsu yapraklar vardır.</p><p>Su atkuyruğu sporla ve vejetatif yoldan köksaplarla üretilir. Çoğunlukla köksaplardan doğan sürgünlerden öncelikli olarak üretimi yapılır. Sporla üretimde gövdeden gelişen kozalaklardan çoğalır. Spor kozalakları sarımsı yeşil renkli 1–2 cm uzunluğunda 1 cm genişliğinde olup çok sayıda sık puldan oluşur.</p><p>Kuzey Yarımküre'nin ılıman bölgelerinde yaygın olan su atkuyruğunun yayılış alanı, Avrupa'da Orta İspanya, Kuzey İtalya, Kafkasya, Asya'da Çin, Kore ve Japonya; Kuzey Amerika'da Newfoundland, Güney Oregon, Idaho, Kuzeybatı Montana, Kuzeydoğu Wyoming, Batı Virginia ve Virginia'dır.</p><p>Su atkuyruğu çok çabuk yayılarak bahçe bitkilerini gelişimine engel olur bu yüzden istilacı tür olarak görülür.</p><p>Su atkuyruğu bazen bataklık atkuyruğu (E. palustre) ile karıştırılır.</p>]]></description>
	<dc:creator>fotocu</dc:creator>		</item>
<item>
	<guid isPermaLink="true">https://ahalim.com/blog/view/1286/tarla-sarmasigi-convolvulus-elegantissimus</guid>
	<pubDate>Sat, 27 Aug 2022 10:45:04 +0000</pubDate>
	<link>https://ahalim.com/blog/view/1286/tarla-sarmasigi-convolvulus-elegantissimus</link>
	<title><![CDATA[Tarla Sarmaşığı (Convolvulus elegantissimus)]]></title>
	<description><![CDATA[<figure class="image"><img style="aspect-ratio:2048/1374;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1729627201/di/c0/aD6YUh53r8t5V96VzpOAYDo0fWE9KHMcY9rhPHF-MxE/editor_images/1/45/6718043feda01.jpg" width="2048" height="1374" alt="image"><figcaption>Tarla sarnaşağı (Convolvulus elegantissimus), Atdanuc - Fotoğraf: Fazlı Yurtsever</figcaption></figure><p><img src="https://ahalim.com/photos/thumbnail/384/large/" alt="">Giriş</p><p data-sourcepos="5:1-5:454">Tarla sarnaşağı (Convolvulus elegantissimus), ülkemizin birçok bölgesinde doğal olarak yetişen, Kahkahaçiçeğigiller (Convolvulaceae) familyasına ait otsu bir bitkidir. Bahçelerde, yol kenarlarında ve tarlalarda sıkça rastlanan bu bitki, sürünücü veya tırmanıcı yapısı ve hoş kokusu ile dikkat çeker. Hem geleneksel tıpta hem de mutfakta çeşitli kullanım alanları bulunan tarla sarımsağı, halk arasında kaplumbağa otu veya kuzusarmaşığı olarak da bilinir.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:2048/1536;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728417777/di/c0/LUfEVk0Ihib6FCFPuRTs9KU_RDq3V02-8_ABJyQANts/editor_images/1/45/67058fefa4dc2.jpg" alt="image" width="2048" height="1536"><figcaption>Tarla sarnaşağı (Convolvulus elegantissimus), - Fotoğraf: Fazlı Yurtsever</figcaption></figure><h3 data-sourcepos="7:1-7:15">Morfolojisi</h3><p data-sourcepos="9:1-9:269">Tarla sarmaşığı, genellikle 1 metreye kadar boylanabilen, çok yıllık otsu bir bitkidir. Gövdesi ince, tüylü ve dallıdır. Yaprakları kalp veya ok şeklindedir. Çiçekleri genellikle beyaz veya pembe renkli olup, boru şeklindedir. Çiçeklenme dönemi Nisan-Haziran aylarıdır.</p><h3 data-sourcepos="11:1-11:21">Yetişme Koşulları</h3><p data-sourcepos="13:1-13:176">Tarla saemaşığı, güneşli ve sıcak yerleri tercih eder. İyi drene olan, humusça zengin topraklarda daha iyi gelişir. Kuraklığa dayanıklıdır ancak aşırı sulamaya tahammül edemez.</p><h3 data-sourcepos="15:1-15:16">Yerel Adları</h3><ul data-sourcepos="17:1-21:0"><li data-sourcepos="17:1-17:51"><strong>Tarla sarmaşığı:</strong> En yaygın kullanılan adıdır.</li><li data-sourcepos="18:1-18:70"><strong>Kaplumbağa otu:</strong> Yapraklarının şeklinden dolayı bu isimle anılır.</li><li data-sourcepos="19:1-19:100"><strong>Kuzusarmaşığı:</strong> Bitkinin genç sürgünlerinin yumuşak ve tüylü olması nedeniyle bu isimle anılır.</li><li data-sourcepos="20:1-21:0"><strong>Convolvulus elegantissimus:</strong> Bilimsel adıdır.</li></ul><h3 data-sourcepos="22:1-22:16">Tıbbi Değeri</h3><p data-sourcepos="24:1-24:421">Tarla sarmaşığı, geleneksel tıpta çeşitli rahatsızlıkların tedavisinde kullanılmıştır. Bitkinin yaprakları ve kökleri, anti-inflamatuar, antioksidan ve yatıştırıcı özelliklere sahiptir. Özellikle cilt sorunları, sindirim sistemi rahatsızlıkları ve uykusuzluk gibi problemlerde kullanıldığına dair kayıtlara rastlanmaktadır. Ancak, tarla sarmaşığının tıbbi etkileri hakkında daha fazla bilimsel araştırmaya ihtiyaç vardır.</p><h3 data-sourcepos="26:1-26:17">Mutfak Değeri</h3><p data-sourcepos="28:1-28:214">Tarla sarmaşığının genç yaprakları salatalarda, çorbalarda ve omletlerde kullanılabilir. Bitkinin kökleri ise bazı bölgelerde çay olarak tüketilir. Ancak, tüketilmeden önce mutlaka uzman birinden görüş alınmalıdır.</p><h3 data-sourcepos="30:1-30:22">Cins Adının Kökeni</h3><ul data-sourcepos="32:1-34:0"><li data-sourcepos="32:1-32:186"><strong>Convolvulus:</strong> Latince "convolvere" kelimesinden türetilmiştir ve "sarmalanmak" anlamına gelir. Bitkinin sarmaşık gibi diğer bitkilere veya desteklere tutunma özelliğine işaret eder.</li><li data-sourcepos="33:1-34:0"><strong>elegantissimus:</strong> Latince "elegans" kelimesinin üstünlük derecesini ifade eden hali olup, "en zarif" anlamına gelir. Bitkinin zarif çiçeklerine ve yapısına işaret eder.</li></ul><h3 data-sourcepos="35:1-35:18">Diğer Bilgiler</h3><ul data-sourcepos="37:1-40:0"><li data-sourcepos="37:1-37:91"><strong>Ekolojik önemi:</strong> Tarla sarmaşığı, birçok böcek türü için önemli bir nektar kaynağıdır.</li><li data-sourcepos="38:1-38:147"><strong>Zararlı etkileri:</strong> Aşırı tüketimi halinde mide bulantısı ve kusmaya neden olabilir. Ayrıca, bazı kişilerde alerjik reaksiyonlara yol açabilir.</li><li data-sourcepos="39:1-40:0"><strong>Üreme:</strong> Tohumla ve vejetatif olarak çoğalır.</li></ul><h3 data-sourcepos="41:1-41:9">Sonuç</h3><p data-sourcepos="43:1-43:319">Tarla sarmaşığı, ülkemizin doğal bitki örtüsünün önemli bir parçasıdır. Hem geleneksel tıpta hem de mutfakta çeşitli kullanım alanları bulunan bu bitki, aynı zamanda doğal yaşam için de önemli bir rol oynar. Ancak, tıbbi amaçlarla kullanmadan önce mutlaka bir uzmana danışılması ve aşırı tüketimden kaçınılması gerekir.</p><p data-sourcepos="47:1-47:14"><strong>Kaynaklar:</strong></p><ul data-sourcepos="49:1-52:0"><li data-sourcepos="49:1-49:142"><strong>Türkiye Bitkileri Listesi:</strong> (Bu kaynağı bulmak için ilgili botanik derneklerinin veya üniversitelerin web sitelerini araştırabilirsiniz.)</li><li data-sourcepos="50:1-50:140"><strong>Vikipedi:</strong>&nbsp;<response-element class="" _nghost-ng-c2216781276="" ng-version="0.0.0-PLACEHOLDER"><link-block class="ng-star-inserted" _ngcontent-ng-c2216781276=""><a target="_blank" rel="noopener" href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Tarla_sar%C4%B1msa%C4%9F%C4%B1">https://tr.wikipedia.org/wiki/Tarla_sar%C4%B1msa%C4%9F%C4%B1</a></link-block></response-element></li><li data-sourcepos="51:1-52:0"><strong>Bitki Koruma Ürünleri Veri Tabanı:</strong>&nbsp;<response-element class="" _nghost-ng-c2216781276="" ng-version="0.0.0-PLACEHOLDER"><link-block class="ng-star-inserted" _ngcontent-ng-c2216781276=""><a target="_blank" rel="noopener" href="https://bku.tarimorman.gov.tr/Zararli/Details/525">https://bku.tarimorman.gov.tr/Zararli/Details/525</a></link-block></response-element></li></ul>]]></description>
	<dc:creator>fotocu</dc:creator>		</item>
<item>
	<guid isPermaLink="true">https://ahalim.com/blog/view/1215/priene-antik-kenti</guid>
	<pubDate>Fri, 26 Aug 2022 14:41:27 +0000</pubDate>
	<link>https://ahalim.com/blog/view/1215/priene-antik-kenti</link>
	<title><![CDATA[Priene Antik Kenti]]></title>
	<description><![CDATA[<figure class="image"><img style="aspect-ratio:2048/1536;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728287377/di/c0/Q6aiCWtJoCjjotIT_dSdhVXctbj0dDAaz5ahpUGYibE/editor_images/1/45/6703928f3ada7.jpg" width="2048" height="1536" alt="image"></figure><p>Ekim 2020 tarihinde, üniversite arkadaşlarım ile yaptığım güney gezisinde, Kuşadası'nda buluştuğumuz, yine üniversiteden arkadaşlarımız olan Korkut Özarcan ve İsmail Caner Genç'in mihmandarlığında yaptığmız çevre tanıma gezisinde yolumuz, antik çağlardan bu güne hayatta kalmayı bşarmış Antik Priene Kenti'ne düştü.<br />İnternette yaptığım araştırma ile Priene'nin, Aydın iline bağlı Söke'de, Selçuk-Efese yaklaşık 100 km uzaklıkta kurulmuş bir İyon (Antik Yunan) şehri olduğu, şehirin Menderes nehrinin 10 km kuzeyinde Belus'un oğlu Aegyptus yönetiminde İyonlar tarafından kurulduğu, ilk kuruluşunda deniz kıyısında olan şehirin, Menderesin alüvyonu nedeniyle şimdi denizden kilometrelerce kilometrelerce uzağa düştüğü bilgisine eriştim.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:1536/2048;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728286898/di/c0/dTjz52g3V4MlzfoWY3E3U_qBIWOmKVkRsgbnxmiJlsc/editor_images/1/45/670390aff3117.jpg" alt="image" width="1536" height="2048"><figcaption>Gezi grubumuzda bize mihmandarlık yapan iki üniversite arkadaşımıza, Korkut Özarcan ve Caner Genç'e, sonsuz teşekkürlerimiz de buradan ekleyeyim.</figcaption></figure><p>Mihmandarımız, Korkut Özarcan'dan, kentin amfitiyatrosuna giden yol öncesi kentin tarihçesi hakkında kısa bir bilgi aldıktan sonra, kesme taşlardan oluşturulmuş, amfitiyatroya giden, merdivenli yoldan yukarı doğru yürüdük.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:2048/1536;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728286801/di/c0/ePIg5VAPkmt_xV4QH3lRsab3MdyRoFXYlDP1XsIr5mE/editor_images/1/45/6703904f75bbe.jpg" alt="image" width="2048" height="1536"></figure><p><br />Kısa bir bir yürüşün ardından, Roma çağında gerçekleştirilen değişikliklere rağmen Helenistik geleneği hala koruyan amfitiyatroya vardık. &nbsp;İ.Ö. 3 yüzyılda inşa edildiği, toplamda 50 sıralı bir cavea ile 5000 kişi kapasiteli olduğu bilinen tiyaroda, sahnenin hemen kıyısında, sahneye dönük biçimde, 5 adet taş koltuğun, günümüzün protokol koltuklarına benzer şekilde, kentin veya civarın önemli kşilerine ayrılmış koltuklar olduğu bilgisini (o çağlarda muhtemelen oturabilmeyi hayal bile edemiyeceğimiz o koltuklarda otururken) &nbsp;mihmandarlarımızdan aldık.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:2048/1536;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728285508/di/c0/TZ-QXUdXZPOMwvpaptmQyIDFK9xUZqzed6TStovStDA/editor_images/1/45/67038b420fd24.jpg" alt="image" width="2048" height="1536"></figure><p>Yine sahnenin üzerindeki taş masanın, yapının sadece tiyatro oyunlarına yönelik bir yapı olmadığını, halkın bilgilendirilmesi amaçlı toplantıların da yapıldığı bir kamusal alan olduğu fikrini doğurdu, bende.</p><p><img src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1661533293/di/c0/bh1pPiqYicyZB5_rzGZcjpNEI89bBBl5EDKnnajVBdU/:Y2tlZGl0b3JfdXBsb2FkLzEvMS80NS9rdWxpcy0wMS5qcGc" alt=""></p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:1536/2048;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728285491/di/c0/-QS4iX7s7aUWsPM-jzMCYkTY-cOW-VF-4B7-Uw8owYM/editor_images/1/45/67038b31617ed.jpg" alt="image" width="1536" height="2048"></figure><p>Sahnenin hemen arkasındaki, yine kesme taşlardan oluşturulmuş &nbsp;kulis odalarının muntazamlığı, gerçekten görülmeye değerdi.<br />Amfitiyaro'dan ayrılıp, şehri dolaşmaya devam ettik. Kısa bir yürüyüşün ardından Samsun (Mykale) Dağı'na sırtını dayamış olan Athena Tapınağı'na vardık.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:2048/1536;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728286435/di/c0/e7tTSsIFh_motGJO1a11uQ_KfY96pqbffrYI-TJ-MYQ/editor_images/1/45/67038ee19d3ca.jpg" alt="image" width="2048" height="1536"></figure><p><br />Antik yerleşim Priene’nin en eski ve en önemli yapılarından birisi olan bu tapınak,Athena Deniz seviyesinden yaklaşık 97 metre yükseklikte olup, tapınağın mimarisi klasik dönem helen mimarisine uyum göstermektedir. Edindiğimiz bililere göre, tapınak naos, pronaos, opisthodomos’dan oluşmaktadır. 6 x 11 sütunlu ion düzeninde inşa edilmiştir. Tapınağın mimarnın (Mauseleum ve Didyma Apollon Tapınağının mimarı) Opisthodomos’u dor düzeninden alıp, ion düzenine uygulayan mimar Pytheos olduğunu öğrendik. Antik Tapınakta 24 yivli sütunlar kullanıldığı, Vitrivius, De Architectura adlı kitabında ion tapınaklarına örnek olarak bu tapınağın verildiğini söylemeden de geçemiyeceğim bu tapınak, ayakta kalan sütunları ile hala etkileci bir yapı.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:2048/1536;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728286409/di/c0/B_5wmdCkHacJosi2ZozK7NfEsW1A6TGlGotYUE6vEBM/editor_images/1/45/67038ec70d5ce.jpg" alt="image" width="2048" height="1536"></figure><p><img src="https://usumda.com/serve-file/e0/l1661593453/di/c0/810nIMSstbJvYOyZdimfbiUkERy2o7zQSp_hzPCIMU8/:Y2tlZGl0b3JfdXBsb2FkLzEvMS80NS9QcmllbmUtMDA0LmpwZw" alt=""><br />Şehrin taş parke yollarında yürüken gördüğümüz, sakinlerinin dinlemesi için yapıldığını düşündüğümüz, taş oturma grupları bize dönemin medeniyette ulaştığı seviyeyi, insanına verdiği değeri hissettirdi, doğrusu.<br />Kentin caddesinden yürüyüşümüze devam edip Agora'ya ulaştık. Agora antik Yunan kentlerinde, şehirle ilgili politik, dini, ticari her türlü faaliyetin gerçekleştiği, tüm kamu binalarının etrafında sıralandığı halka ait geniş açık alan imiş. Üç tarafı stoalarla (üstü kapalı, sütunlu galeriler) çevrilidir ve stoaların arkasında da magazinler bulunmaktaymış. Agora toplamda 2 blokluk bir araziyi kapsamaktadır ve 75,60 x 46,35 metre boyutlarındadır. Agoranın ortasında Hermes’e adanmış bir sunak ta bulunmaktaymış. Bu sunağında doğusunda da taşlarla oluşturulmuş 2 platformun yer aldığı, Agora'da birçok heykel altlığı ele geçirildiği edindiğimiz diğer önemli bilgilerden.</p><p><img class="image_resized" style="aspect-ratio:600/450;width:1034px;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1661593588/di/c0/v5RNE3dhU6R176UfTV356JdLtYs-AV2qTbd3dOy4hT4/:Y2tlZGl0b3JfdXBsb2FkLzEvMS80NS9QcmllbmUtMDA1LmpwZw" alt="" width="600" height="450"><br />Agoran'ın hemen yanı başındaki, Demeter Kutsal alanı şehrin en eski tapınaklarından biri olup bereket tanrıçaları olan Demeter ve Koreye adanmış. Tapınak anteli bir yapıdır ancak alışılmışın dışında bir plana sahiptir. Antik kent akropolisi içinde kalan kutsal alan, Anteler arasında duran iki dor sütununun gövdeleri düzdür ve bu sütunlar iki basamaklı bir altyapı üzerinde yükseliyordu. Kutsal alan Temenosun giriş kapısının yanında yapılan arkeolojik çalışmalar neticesinde heykel kaideleri bulunmuştur. Ayrıca bulunan Yazıtlardan bunların Rahibe Tmanossa ve Nikeso ya ait heykel kaideleri olduğu belirlenmiştir. Antik yapı Tapınağa ait sunak ise girişin hemen biraz ilerisinde bulunuyordu. Bir pronaos ve buna bağlı dörtgen formlu bir naos bulunmaktaydı. Kült odasının batı duvarında steller için yapılmış kaplama taşlar üzerinde oyuklar bulunmuştur. Yapının Naos enlemesine yerleştirilmiştir. Naos güneye doğru devam ettiği için pronaosun enini aşan ölçülere sahiptir. Tapınağın güneyinde kesme taş duvardan inşa eilmiş adak kuyusu tespit edilmiştir. Kare formda 2m derinliğindedir.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:2048/1536;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728286483/di/c0/hswCGOzCmq5yeyFQRYMbDELuOgIDkGIb9XmwVJ6RTe8/editor_images/1/45/67038f10ebbb5.jpg" alt="image" width="2048" height="1536"></figure><p><br />Yine aynı bölgede Bouleuterion (Meclis Binası) ve Prytaneion (eski yunan kentlerinde, kutsal ateşin korunduğu ve devletin bakmakla yükümlü olduğu kişilere yemek verilen kamu yapısı) yapılarına ait &nbsp;kalıntılar ile karşılaştık.&nbsp;<br />Wiki pedia'dan edindiğim bilgilere göre, Bouleuterion'un Tiyatro ile birlikte Priene’nin en iyi korunmuş yapısıdır. Bitişiğindeki Prylaneion ile birlikte birinsulayı kapladığı, kareye yakın bir form gösterip 20 x 21 m ölçülerinde olduğu bigisine ulaştım. Ortasında bir sunak olan ve üç kenarında duvarlara paralel yükselen basamaklar şeklinde oturma yerleri olan kapalı bir salon olduğu, kuzeyinde 16, doğu ve batısında ise 10’ar basamağa sahip olduğu,toplam oturma kapasitesi 640 kişi olduğu eriştiğim diğer bilgilerden.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:2048/1536;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728286755/di/c0/7YR4rMJvZ5uZXxq1c2d3JWu0Bej8fzExZEie6km7344/editor_images/1/45/670390221b41b.jpg" alt="image" width="2048" height="1536"></figure><p><br />Hemen yanındaki Prytaneion ise, sütunlu avluya sahip bir ev şeklinde imiş.Yani etrafındaki sütun galerisinin üzeri çatıyla örtülmüş, bir avlunun çevresine dizili mekanlardan oluşmaktaymış. toplam 8 odasının açıldığı kare şeklinde bir avlusu var olduğu, iki odanın fonksiyonu hakkında kesin bilgilerin olduğu kaynaklarda belirtilmekte. Güneydeki orta mekân agoranın kuzey galerisinden avluya geçiş vazifesi gördüğü, hemen doğusundaki bir mekanda ise dikdörtgen şekilli bir ocağı ortaya çıkmasından dolayı, tanrıça Hestia’ya adanan kutsal ateş odası olduğu fikrine varılmaktadır. M. Ö. 2. Yüzyıla tarihlenmektedir. Prytaneioniçindeki yarım sütun formundaki kitabede Prytaneionda görev üstlenmiş kişilerin isimleri yeralmaktadır.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:2048/1536;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728286593/di/c0/uZnrOhAngPnKu_CMOCUj6iSWI5TY92gDyK4_lkdjddg/editor_images/1/45/67038f7ed9daa.jpg" alt="image" width="2048" height="1536"></figure><p>Kentin içinde gezinirken rastladığımız künk borular, o dönemde dahi, bir şehri oluşturmada, alt yapının ne kadar önemsendiğini bize hissettirdi.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:2048/1536;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728286553/di/c0/Teo2ApfIYnDv8vgPz7SC-CdOXd4i9aPhMQrpMP55HeA/editor_images/1/45/67038f57b52f3.jpg" alt="image" width="2048" height="1536"></figure><p>Şehrin yıkıntılarında gördüğümüz estetik ve&nbsp; işçilik, şehirlerimizi beton yığınına çeviren günümüz mimarlarına ve yapı işçilerine ders verir nitelikte.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:1536/2048;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728286679/di/c0/mPGOP88ntoqiF2vEIsFBTDaeBxIbcvAV7AtBlzJL4C4/editor_images/1/45/67038fd4bf777.jpg" alt="image" width="1536" height="2048"></figure><p>Son sözüm, yolu Söke civarına düşenlere: Priene'yi görmeden dönmeyin. Hoş, bu anlattıklarımdan sonra, zaten dönmezsiniz. Dönmezsiniz değil mi?</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p>]]></description>
	<dc:creator>fotocu</dc:creator>		</item>
<item>
	<guid isPermaLink="true">https://ahalim.com/blog/view/1133/denizlideki-antik-cehennem-kapisi-plutonium%25E2%2580%2599un-gizemi</guid>
	<pubDate>Fri, 26 Aug 2022 10:06:27 +0000</pubDate>
	<link>https://ahalim.com/blog/view/1133/denizlideki-antik-cehennem-kapisi-plutonium%25E2%2580%2599un-gizemi</link>
	<title><![CDATA[Denizli&#039;deki Antik Cehennem Kapısı: Plutonium’un Gizemi]]></title>
	<description><![CDATA[<p><img class="image_resized" style="aspect-ratio:616/321;width:1034px;" src="https://iatkv.tmgrup.com.tr/a41cb7/616/321/0/36/800/454?u=https%3A%2F%2Fitkv.tmgrup.com.tr%2F2022%2F06%2F21%2F1655815079122.jpg" alt="" width="616" height="321"></p><p><strong>Giriş</strong></p><p>Denizli'de, Hierapolis Antik Kenti'nde yer alan ve "Cehennem Kapısı" olarak bilinen Plutonium, antik dünyanın en gizemli yerlerinden biri olarak bilinir. Bu yapı, Yunan mitolojisinde yeraltı tanrısı Hades ile ilişkilendirilir ve tehlikeli gazların yayıldığı, ölümcül bir alan olarak tanınmıştır. Özellikle bu kapının, antik dönemde kurbanların öldüğü yer olarak kullanılması ve bunun doğal gaz çıkışlarıyla ilişkili olması, yapıyı hem bilimsel hem de kültürel açıdan önemli kılar. Bu yazıda Plutonium'un tarihsel, mimari ve mistik yönleri üzerine detaylı bilgiler sunacağız.</p><h4>Plutonium'un Tarihi ve Mitolojideki Yeri</h4><p>Antik çağlarda, Hierapolis'teki Plutonium (Ploutonion), yeraltı tanrısı Hades'in mekanı olarak kabul edilmiştir. Aynı zamanda Yunan yeraltı tanrısı Pluto (Roma mitolojisindeki Hades) ile ilişkilendirilen bu kutsal yer, dönemin rahipleri tarafından tapınma ve kurban sunma alanı olarak kullanılmıştır. Plutonium’un en dikkat çekici özelliği, içinde ölümcül gazların bulunduğu bir mağaraya açılan kapısıdır. Antik kaynaklara göre, rahipler dışında buraya giren herkes zehirli gazlardan etkilenerek ölmekteydi.</p><p>Pliny the Elder ve Strabon gibi tarihçiler, Plutonium'u "dünyanın cehenneme açılan kapısı" olarak nitelendirmiştir. Bu bölgede sıcak su kaynaklarının bulunması ve bunların yüzeydeki gaz çıkışlarıyla birleşmesi, antik dönemde bu yeri hem kutsal hem de korkutucu bir hale getirmiştir.</p><h4>Mimari ve Doğal Yapı</h4><p>Hierapolis'teki Plutonium, M.Ö. 2. yüzyılda inşa edilmiştir. Yapı, küçük bir tapınak ve mağara girişinden oluşur. Bu mağara, yeraltından gelen sıcak su buharlarının ve karbon dioksit gazının yüzeye çıktığı bir alan olarak bilinir. Antik dönemde rahipler, bu mağaraya girip sağlıklı bir şekilde dışarı çıkabilirken, içeriye giren hayvanlar ve insanlar genellikle gazın etkisiyle ölüyordu. Bu, rahiplerin tanrılar tarafından korunduğu düşüncesini pekiştirmiştir.</p><p>Bilimsel araştırmalara göre, mağaradaki yüksek karbon dioksit seviyesi, özellikle zemine yakın bölgede yoğunlaşmaktadır. Bu nedenle, rahipler bu gazdan etkilenmeden mağaraya girebilmekte, ancak daha küçük hayvanlar ve diğer insanlar etkilenerek hayatlarını kaybetmekteydi.</p><h4>Gizemi ve Tarihsel Önemi</h4><p>Plutonium, sadece bir mitolojik yapı değil, aynı zamanda antik dönemin doğa bilimleri ile mitolojinin iç içe geçtiği bir noktayı temsil eder. Bu yapı, antik Yunan ve Roma dünyasında doğanın gizemlerinin tanrısal güçlerle ilişkilendirildiği bir örnektir. Özellikle, yer altından gelen gazların ölümcül etkisi, Hierapolis’in dini ritüellerinin merkezinde yer almıştır. Burada gerçekleştirilen kurban törenleri, rahiplerin tanrısal güçlerle iletişim kurma yeteneğini vurgularken, bilimsel olarak bakıldığında bu gaz çıkışları doğal fenomenlerle açıklanabilir.</p><p>Modern arkeolojik kazılar ve bilimsel çalışmalar, Plutonium’un yeraltı jeolojik yapısını ve gaz çıkışlarının sebebini incelemiştir. Bu çalışmalar, mağaranın jeotermal bir aktivite bölgesi üzerinde yer aldığını ve bu nedenle yer altından ölümcül gazların çıktığını göstermektedir.</p><h4>Günümüzde Plutonium</h4><p>Günümüzde Hierapolis Antik Kenti, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer almakta ve birçok turist tarafından ziyaret edilmektedir. Plutonium da bu ziyaretler sırasında en dikkat çekici alanlardan biridir. Yapının gizemi ve mistik geçmişi, ziyaretçilere antik dönemin inanç sistemleri hakkında derin bir anlayış sunmaktadır.</p><h4>Kaynakça</h4><ul><li>D’Andria, Francesco (2013). <i>The Rediscovery of Hierapolis and Its Ploutonion in Phrygia</i>. University of Salento.</li><li>Pliny the Elder. <i>Natural History</i>. London: Harvard University Press.</li><li>Strabon. <i>Geographica</i>. London: Penguin Classics.</li></ul>]]></description>
	<dc:creator>fotocu</dc:creator>		</item>
<item>
	<guid isPermaLink="true">https://ahalim.com/blog/view/1132/golyazi-beldesi-tarihi-dogal-guzellikleri-ve-leylekler</guid>
	<pubDate>Fri, 26 Aug 2022 09:58:40 +0000</pubDate>
	<link>https://ahalim.com/blog/view/1132/golyazi-beldesi-tarihi-dogal-guzellikleri-ve-leylekler</link>
	<title><![CDATA[Gölyazı Beldesi: Tarihi, Doğal Güzellikleri ve Leylekler]]></title>
	<description><![CDATA[<p><img src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1661507752/di/c0/YXS-1q25_dxfYYB2N1UVR7BgMtg7s6Zd2w-OGFHZIuU/ckeditor_upload/1/1/45/DSC04424.JPG" alt=""></p><p><strong>Giriş</strong></p><p>Bursa'nın Nilüfer ilçesine bağlı Gölyazı beldesi, Türkiye'nin en özgün ve büyüleyici köylerinden biri olarak bilinir. Apolyont Gölü (Ulubat Gölü) kıyısında bulunan bu tarihi belde, zengin bir geçmişe, doğal güzelliklere ve kendine has bir kültürel mirasa sahiptir. Gölyazı, özellikle antik çağlardan kalma izleri, dar taş sokakları, tarihi yapıları ve leyleklerle kurduğu bağla tanınır. Bugün de hem yerli hem de yabancı turistler tarafından ilgi gören bu yer, keşfedilmeyi bekleyen bir hazine gibidir.</p><p>Gölyazı'nın alan büyüklüğü 615 hektardır. Bitkisi örtüsü çalılık, çayırlık, ağaçlıkların yanı sıra sazlık ve su bitkilerinden oluşur.</p><h4>Gölyazı'nın Tarihi</h4><figure class="image"><img style="aspect-ratio:1024/768;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728289736/di/c0/5OLj0bZIoxr4yTrBHo5GG6MOvwwIUFiDPraUFyY3Jgg/editor_images/1/45/67039bc8395ee.jpg" alt="image" width="1024" height="768"><figcaption>Ağlayan Çınar - Fotoğraf: <a href="http://www.bursa.com.tr">www.bursa.com.tr</a> sitesinden</figcaption></figure><p>Gölyazı'nın tarihi, Antik Çağ’a kadar uzanır. Burası, Miletoslular tarafından kurulan eski bir yerleşim yeri olup, antik dönemde "Apollonia ad Rhyndacum" olarak biliniyordu. Roma ve Bizans dönemlerinde önemli bir ticaret merkezi olan Gölyazı, hem göl üzerindeki konumu hem de tarımsal üretimi sayesinde ekonomik anlamda gelişmişti.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:1350/2048;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728288672/di/c0/KBYI13lvVq5TorU17OTWqJT_J_voDuOqpKY90KLhVp4/editor_images/1/45/6703979fba406.jpg" alt="image" width="1350" height="2048"><figcaption>Gölyazı'nın tarih kokan sokakları - (Fotoğraf: Fazlı Yurtsever)</figcaption></figure><p>Gölyazı’da bulunan tarihi kalıntılar, buranın Roma ve Bizans dönemlerine kadar uzanan köklü bir geçmişe sahip olduğunu gösterir. Apollon Tapınağı kalıntıları, Roma döneminden kalan lahitler, taş köprüler ve Rum evleri, beldenin tarihsel dokusunu oluşturan önemli unsurlar arasındadır. Beldede, Osmanlı İmparatorluğu döneminde de yerleşim devam etmiş, bu nedenle Osmanlı izlerini taşıyan yapılar da bulunmaktadır.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:1536/2048;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728288656/di/c0/cyzwrrphz4myC8dXf1tl78kRmuNlRLN1qWvC_prBtPk/editor_images/1/45/6703978fc593a.jpg" alt="image" width="1536" height="2048"><figcaption>Osmanlıdan izler - (Fotoğraf: Fazlı Yurtsever)</figcaption></figure><p>Bölgede, M.Ö. 1. yüzyılda Apollonia’da kerevit kabartmalı sikkeler darp ediliyordu. Bölgede bol miktarda Bizans imparatorluk sikkeleri de bulunmuştur. 1303 Dimboz zaferinden sonra Kite (Ürünlü) Tekfuru’nun topraklarını alan Osman Gazi, Gölyazı Bölgesini de Türklere açmıştır.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:2048/1536;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728288619/di/c0/gfFET0zKPaRJT-STpkGAUIMU7D-KgivyLS1UnQhRbk0/editor_images/1/45/6703976a69959.jpg" alt="image" width="2048" height="1536"><figcaption>Fotoğraf: Fazlı Yurtsever</figcaption></figure><p>Başlıca tarihi kalıntılar, halk arasında “Deliktaş” olarak anılan ve su kemeri olduğu tahmin edilen bir yapı, “Taş Kapı” diye adlandırılan antik kale kalıntıları, karaya 1 km. uzaklıkta sığ bir adacık olan Kız Adası’nda bulunan Apollon Tapınağı’nın kalıntıları, Zambak Tepe yamacındaki antik tiyatro kalıntıları, doğal kayalardan kesilmiş lahit tekneleri ve kapakların bulunduğu nekropol alanı, 19. yüzyılda yörenin Rum halkı tarafından yaptırılan Hagios Georgios Kilisesi ve Manastır Adası’nda kalıntıları bulunan Hagios Konstantinos Manastırı Kilisesi'dir.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:1536/2048;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1661507862/di/c0/O2D5xgrPRus6yE49EZopYRitzAR_8dj9xFkb7WJGY4U/ckeditor_upload/1/1/45/DSC04546.JPG" alt="" width="1536" height="2048"><figcaption>Hagios Georgios Kilisesi'nin restorrasyondan önceki hali (Fotoğraf: Fazlı Yurtsever)</figcaption></figure><h4>Doğal Güzellikler ve Apolyont Gölü</h4><p>Gölyazı, Ulubat Gölü’nün kıyısında yer almasıyla doğal güzelliklerle çevrilidir. Burası bir yarımada üzerinde kurulmuş olup, gölün sunduğu manzaralar ve su üzerindeki sakinlik, ziyaretçileri büyüler. Ulubat Gölü, zengin kuş çeşitliliği ile de bilinir ve Gölyazı, kuş gözlemcileri için cazip bir nokta haline gelmiştir. Gölün üzerindeki yansımalar, özellikle gün doğumu ve gün batımında muhteşem görüntüler sunar. Balıkçılık, gölde önemli bir ekonomik faaliyettir ve köyün geleneksel yaşamında hala büyük bir yer kaplar.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:2048/1536;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728289005/di/c0/_K8vVBE4c3VisnqdHK1QPGto07EQfZss_tvWRyqvm7U/editor_images/1/45/670398ec43662.jpg" alt="image" width="2048" height="1536"><figcaption>Göl bölge halkının en büyük geçim kaynağıdır - (Fotoğraf: Fazlı Yurtsever)</figcaption></figure><h4>Gölyazı'nın Sembolü Leylekler</h4><figure class="image"><img style="aspect-ratio:1501/1040;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728288574/di/c0/oeD9Z2iDqzolmbygZN2CKZp3G5PvbeZVYrfN65w0IZg/editor_images/1/45/6703973ddadb9.jpg" alt="image" width="1501" height="1040"><figcaption>Gölyazının sembolü leylekler- Fotoğraf: fazlı Yurtsever)</figcaption></figure><p>Sadece Yaren ve Adem amcanın yüzü olduğu Karaağaç değil komşusu Gölyazı da, leyleklerle insanların iç içe yaşadığı bir yerleşim yeridir ve 2004 yılından bu yana çeşitli kamu ve sivil toplum kuruluşlarının desteklediği "Leylek Dostu Köyler Projesi” kapsamındaki leylek dostu köylerden birisidir.&nbsp;</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:2048/1536;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728496778/di/c0/8h5joL4LxVyg3n65PZSLJnb0yYvF52pGk_Mwp0Dhrdg/editor_images/1/45/6706c4898c786.jpg" alt="image" width="2048" height="1536"><figcaption>Sur Kalıntıları, Apollonia'dan Rhyndacum'a, Sanct Georgias Tepesi üzerinde Bizans kale Kapısı - Fotoğraf: Fazlı Yurtsever</figcaption></figure><h4>Günümüzde Gölyazı</h4><p>Günümüzde Gölyazı, tarihi dokusu ve doğal güzellikleri sayesinde popüler bir turistik destinasyon haline gelmiştir. Beldede yapılan balıkçılık faaliyetleri, tarihi sokaklarda yürüyüşler ve göl üzerinde yapılan tekne turları, ziyaretçilerin keyif alacağı aktiviteler arasındadır. Gölyazı'nın taş sokaklarında gezerken, eski Rum evleri, tarihi kilise ve cami gibi yapılar da göz önüne serilir. Ayrıca, Gölyazı'nın dar köprüleri ve evlerinin arasında dolaşmak, ziyaretçilere zamanın durduğu hissini verir.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:1536/2048;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728288702/di/c0/gZKUjCL0aToKf7qgJ8t5k6xkESEb5k4K80E_Xsv-e1A/editor_images/1/45/670397bd6e4b5.jpg" alt="image" width="1536" height="2048"><figcaption>Yerel kıyafetleri ile evinin kenarına oturup hasbihal eden kadınları, ağını bir sonraki sefere hazırlayan balıkçılarıyla Gölyazı görülmesi gereken yerlerden biridir - Fotoğraf: Fazlı Yurtsever</figcaption></figure><p>Gölyazı'da, kadın balıkçı geleneği yaşatılmaktadır. Marmara Bölgesinde kadın balıkçıların yer aldığı tek göl olan Uluabat Gölü'nde göldeki aktif balıkçıların yaklaşık %30 unu kadın balıkçılar oluşturmaktadır. Fiberden yapılmış motorlu ya da motorsuz teknelerle avlanmaya çıkan kadın balıkçılar av yasağı ve dini bayram dönemlerinde işlerine ara vermekte, bu dönemlerin dışında her gün göle çıkmaktadır.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:2048/1536;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728288517/di/c0/F11Ia2Tf3luWcJtXU79BhapliedRaZYSUlLuYvqATqU/editor_images/1/45/6703970455cfb.jpg" alt="image" width="2048" height="1536"><figcaption>Henüz yakaladığı balıkları satmak için tezgahının başında bekleyen kadın balıkçılardan biri - Fotoğraf: Fazlı Yurtsever</figcaption></figure><p>Yakalanan balıklar Gölyazı'da her gün kurulan mezatta satılarak Bursa, Eskişehir, İstanbul, Konya, İzmir ve Eğirdir pazarlarına gönderilir.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:1536/2048;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728288539/di/c0/mY30aABv9zfofa9tQa78YgzJvgKGa7RXmA74G1NlHKI/editor_images/1/45/6703971a85d4e.jpg" alt="image" width="1536" height="2048"><figcaption>Belediyenin tesisinde mezata çıkmış balıklar - Fotoğraf: Fazlı Yurtsever</figcaption></figure><p>Gölyazı, sadece tarihi ve doğal güzellikleriyle değil, yerel halkın misafirperverliği ve geleneksel yaşam tarzıyla da dikkat çeker. Ziyaretçiler, burada yerel ürünler satın alabilir, gölden taze balık tadabilir ve Gölyazı’nın huzurlu atmosferinde keyifli zaman geçirebilirler.</p><h4>Gölyazı'da Yapılacak Aktiviteler</h4><ul><li><strong>Tarihi Yarımada Turu:</strong> Gölyazı yarımadasında yürüyüş yaparak, Roma ve Osmanlı döneminden kalma yapıları keşfetmek mümkündür.</li><li><strong>Balıkçılık ve Tekne Turları:</strong> Göl üzerinde balıkçılık yapabilir veya tekne turları ile gölü keşfedebilirsiniz.</li><li><strong>Fotoğrafçılık ve Kuş Gözlemi:</strong> Ulubat Gölü, kuş gözlemcileri ve doğa fotoğrafçıları için ideal bir noktadır.</li><li><strong>Yerel Lezzetler:</strong> Göl balıkları ve köy ürünleri, Gölyazı mutfağının öne çıkan lezzetleri arasında yer alır.</li></ul><h4>Kaynakça</h4><ul><li>Türkiye Tabiatını Koruma Derneği. <i>Gölyazı ve Apolyont Gölü</i>.</li><li>Koçyiğit, Ali. <i>Tarihi Gölyazı ve Yaren Leylek: Mitolojik ve Doğal Değerler</i>.</li><li>Bursa Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü. <i>Gölyazı: Geçmişten Günümüze</i>.</li></ul>]]></description>
	<dc:creator>fotocu</dc:creator>		</item>
<item>
	<guid isPermaLink="true">https://ahalim.com/blog/view/1136/firinda-helva</guid>
	<pubDate>Thu, 25 Aug 2022 22:28:38 +0000</pubDate>
	<link>https://ahalim.com/blog/view/1136/firinda-helva</link>
	<title><![CDATA[Fırında Helva]]></title>
	<description><![CDATA[<p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>Gereksinimler</p><p>250 gram tahinli helva<br />
1 yemek kaşığı limon suyu<br />
1 &ccedil;ay bardağı s&uuml;t</p><p><img alt="" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1661522465/di/c0/IqbmXSC-1gBox8sSu23vyJ6kfI4A1uN3GS3Fyb0xdpU/ckeditor_upload/1/1/45/IMG_20220826_170003.jpg"></p><p>Helvayı bir kabın i&ccedil;erisine alıp &ccedil;atal ile ezin.</p><p><img alt="" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1661501704/di/c0/9EMvQriJMSkLrJwxhzHgieqluwsBLle66nLlQzRG3DQ/ckeditor_upload/1/1/45/IMG_20220714_190824.jpg"><br />
&Uuml;zerine s&uuml;t&uuml;, limon suyunu ilave ederek &ccedil;atal yardımıyla p&uuml;r&uuml;zs&uuml;z hale gelene kadar ezemeye devam edin .<br />
Hazırladığınız karışımı orta boylarda ya da k&uuml;&ccedil;&uuml;k boylardaki, yağlanmış, g&uuml;ve&ccedil; ya da ısıya dayanıklı kapların i&ccedil;erisine pay edin.</p><p><img alt="" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1661501916/di/c0/qLVqLvRdAFjRI_Ts5CIqzJ7Cw37HT4C6HvqfaB25on4/ckeditor_upload/1/1/45/IMG_20220714_191451.jpg"><br />
180 derecede &ouml;nceden ısıtılmış fırında &uuml;zeri kızarana kadar (yaklaşık 20 dakika) pişirin. &Ccedil;ıkarıp sıcak sıcak servis edin.</p><p><img alt="" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1661466846/di/c0/4fC4ReHoMbItk3hEFjpgoAV7tKL9zHiS0kJCvJTNttw/ckeditor_upload/1/1/45/IMG_20220714_194553.jpg"></p>]]></description>
	<dc:creator>fotocu</dc:creator>		</item>
<item>
	<guid isPermaLink="true">https://ahalim.com/blog/view/1064/nazar-boncugunun-kokeni</guid>
	<pubDate>Thu, 25 Aug 2022 16:44:55 +0000</pubDate>
	<link>https://ahalim.com/blog/view/1064/nazar-boncugunun-kokeni</link>
	<title><![CDATA[NAZAR BONCUĞUNUN KÖKENİ]]></title>
	<description><![CDATA[<p><span style="font-size:1rem;font-weight:400;">Kökeni Sümerler’e, Babiller’e ve Eski Mısır’a uzanan nazar değmesi inanışına göre, insanın taşıdığı olumsuz düşünceler, fikrin dışarıya açılmış biçimi olan gözlerden dışarı çıkar. Bu da, bakışlarla olur. Buna, vurucu güç adı verilir. Vurucu gücü önlemek ve ondan korunmanın yolu ise, “göze gözle karşı gelmek” olmuş.</span></p><p>Nazarın ve nazar boncuğunun izleri, Mısır'a MÖ. 4800-MÖ. 5000 yıllarına uzanıyor. Dünyadaki tüm kötülükleri gören Mısır imparatoru Osiris'in gözünün, yoksulluğu ve cehaleti uzaklaştırdığına inanılırdı. Oğlu Horus, gözlerini açtığında ortalığın aydınlandığı (iyilik) kapattığında karanlık (kötülük) olduğu düşünülürdü.</p><p>Şekli gözü andıran her şeyin, insanı kötü düşünceden, nazardan koruduğu inancı yaygınlık kazanmış. Özellikle Eski Mısır’da “Osiris’in Gözü” ya da “Horus’un Gözü”, nazara karşı korunma yollarından önemli figürlerindendir.</p><p>Güneş tanrısı Osiris'i öldüren Seth'den öç almak isteyen Horus'un gözü, kavga sırasıda aynı zamanda amcası olan karanlıklar ve kötülükler tanrısı Seth tarafından parçalanır. Bilimlerin ve tıbbın kurucusu olan Toth parçaları toplar ve gözü eski haline getirir. Ancak 1 / 64'lük parçası eksiktir ve bu parça, Toth'un büyü ve sihir gücü tarafından tamamlanır.</p><p>Daha sonra Horus'un bu gözünü simgeleyen hiyeroglif resim, uzak görüşlülüğün, beden dokunulmazlığının ve sonsuz doğurganlığın simgesi olarak, gemi, araba mumya, vazo gibi nazardan korunması gereken gereçlerin üzerine çizilmeye başlanmıştır. Mısırlılar önem ve değer verdikleri her şeyi, koruyabilmek için üzerine Horus'n gözünü çizdiler. Bu çizimler daha sonra Anadolu'ya ulaştı ve büyük bir olasılıkla onu ilk defa Fenikeliler (MÖ. 2500-MS. 65) cam üzerine geçirdi.</p><p><img src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1661446407/di/c0/UAGiqzhIf6HfajRAsK5S_9X_pcavInoZlCe4uO1Xm1s/ckeditor_upload/1/1/45/nazar_big.jpg" alt=""></p>]]></description>
	<dc:creator>fotocu</dc:creator>		</item>
</channel>
</rss>
