<?xml version='1.0'?><rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"  xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
	<title><![CDATA[Ahalim: Group blogs}]]></title>
	<link>https://ahalim.com/blog/group/636/all?offset=50</link>
	<atom:link href="https://ahalim.com/blog/group/636/all?offset=50" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<description><![CDATA[}]]></description>
		<item>
	<guid isPermaLink="true">https://ahalim.com/blog/view/2393/bozcaadada-bassiz-bir-osmanli-sadrazami</guid>
	<pubDate>Tue, 06 Sep 2022 20:25:30 +0000</pubDate>
	<link>https://ahalim.com/blog/view/2393/bozcaadada-bassiz-bir-osmanli-sadrazami</link>
	<title><![CDATA[Bozcaadada başsız bir Osmanlı Sadrazamı]]></title>
	<description><![CDATA[<p><img alt="Alay Bey Camii" src="https://ahalim.com/photos/thumbnail/2317/large/"></p><p>Bozcaada Alaybey Camii Haziresinde bulunan sade bir mezar dikkatimi &ccedil;ekmiş idi. Eski yazısıyla, diğerlerinden uzun, kavuklu mezar taşı ile, Osmanlı d&ouml;neminden kaldığı besbelli idi. İnternette yaptığım araştırma ile mezarın I. Abdulhamit d&ouml;neminde yaşayan bir sadrazama ait olduğu, ve başsız olarak, sadece g&ouml;vdesinin bu mezar i&ccedil;inde olduğunu &ouml;ğrendim. Hikayenin gerisini okuduğum kaynaktan size aktarıyorum.</p><p>&quot;Bozcaada Alaybey Camii bah&ccedil;esinde bulunan kallavi başlıklı bir mezar bu yazının konusu oldu. Tarihi k&uuml;&ccedil;&uuml;k cami b&ouml;yle bir şahide i&ccedil;in fazla sade duruyordu. Bu y&uuml;zden merakımı celbetti. İncelediğimde de garip bir &ouml;yk&uuml;n&uuml;n son noktası olduğunu &ouml;ğrendim. Bozcaada&rsquo;da ki bu garip mezarın ilgin&ccedil; &ouml;yk&uuml;s&uuml;, yani &ldquo;Başsız Bir Osmanlı Sadrazamı&rdquo;nın hikayesi.</p><p>Halil Hamid Paşa, Sultan I. Abd&uuml;lhamit tarafından b&uuml;y&uuml;k umutlarla se&ccedil;ilmiş bir sadrazamdı. Bozcaada&rsquo; da, Alaybey Camisi haziresine sadece v&uuml;cudu g&ouml;m&uuml;ld&uuml;. Bu akıllı ve &ccedil;alışkan devlet adamının kafası, İstanbul&rsquo;a getirilip, ibreti alem i&ccedil;in halka teşhir edildikten sonra, Karacaahmet Mezarlığı&rsquo;na defnedilmişti.</p><p>Osmanlı İmparatorluğu&rsquo;nun 27. padişahı olan I.Abd&uuml;lhamit, Lale Devri Padişahı III. Ahmet ile Rabia Şermi Sultan&rsquo;ın oğluydu. Daha 7 yaşındayken annesini kaybetmişti. Osmanlı geleneğine bağlı olarak padişah olana kadar, kafes arkasında yaşamış, İstanbul&rsquo;u bile g&ouml;rmemişti. Saltanatı olduk&ccedil;a karışık bir d&ouml;neme rastladı. Tam 10 sadrazam değiştirdi. Kara Vezir &nbsp;ve bu yazının konusu olan Halil Hamid Paşa dışındaki sadrazamlar, başarısız ve sıradan kimselerdi. Hatta, se&ccedil;ilen yedi sadrazamın, sadece isimlerinde bulunan Mehmet=Muhammed&rsquo;in uğuruna inanıldığı i&ccedil;in bu g&ouml;reve geldikleri s&ouml;ylenir.</p><p>Halil Hamid Paşa, G&uuml;rc&uuml; asıllıydı. 1736 Yılında Isparta&rsquo;da doğmuş, tahsil i&ccedil;in de İstanbul&rsquo;a gelmişti. Bab-ı Ali kaleminde &ccedil;alışmaya başlayıp, burada değişik g&ouml;revlerde bulundu. Dirayetli, akıllı ve &ccedil;alışkandı. Silahtar Seyyid Mehmet Efendi&rsquo;nin (Karavezir) dikkatini &ccedil;ekip, onun tarafından padişaha tanıtıldı. Karavezir&rsquo;in sadrazamlığı zamanında da, &ouml;nce Reis-&uuml;l K&uuml;tap, daha sonra da sadrazam keth&uuml;dalığı g&ouml;revinde bulundu. Karavezir Paşa&rsquo;nın vefatıyla, sadrazam keth&uuml;dalığı g&ouml;revi sona erdi. Fakat, Padişah I.Abd&uuml;lhamit&rsquo;in emriyle bir m&uuml;ddet sonra tekrar g&ouml;revine geri d&ouml;nd&uuml;.</p><p>31 Aralık 1782&rsquo;de, devrin Sadrazamı Yeğen Mehmet Paşa&rsquo;dan alınan M&uuml;hr-&uuml; Humayun, padişah tarafından, yetenekli, &ccedil;alışkan ve kişilikli bir devlet adamı olan Halil Hamid Paşa&rsquo;ya verildi. İsmail Hakkı Uzun&ccedil;arşılı, Osmanlı Tarihi adlı eserinde, bu sadarete ait &ccedil;ıkan hatt-ı h&uuml;mayunun T&uuml;rk&ccedil;esini a&ccedil;ıklar: &ldquo;Selefin Yeğen Mehmet Paşa&rsquo;nın hal ve etvarı memule muvafık zuhur etmediğinden ve senin iki defa keth&uuml;dalığında ve riyaset ve saire bulunduğun hidematta mesai-i cemilen n&uuml;mayan olduğundan m&uuml;hr-i h&uuml;mayunımı yed-i istiklaline teslim eyledim.&rdquo;</p><p>Halil Hamid Paşa, 31 Aralık 1782 yılında başladığı sadrazamlık g&ouml;revini, hi&ccedil; ara vermeden 31 Mart 1785 yılına kadar 2 sene 3 ay boyunca yaptı. Canla başla &ccedil;alıştı. İmparatorluk bir &ccedil;&ouml;k&uuml;nt&uuml;n&uuml;n i&ccedil;indeydi. Padişah yaşlıydı. Sadrazamdan &ccedil;ok şey bekleniyordu. Aslında yapmak istediği pek &ccedil;ok şey vardı ama ne yazık ki bu &ccedil;ok kolay değildi. &Uuml;stelik, devrin Kaptan-ı Deryası yani denizcilik komutanı Cezayirli Hasan Paşa, sadrazamdan pek hoşlanmıyor ve aleyhinde konuşmaktan &ccedil;ekinmiyordu. Cezayirli, padişahın kız kardeşi Esma Sultan vasıtasıyla, I.Abd&uuml;lhamit&rsquo;e, Halil Hamid Paşa hakkında, bazı bilgiler sızdırdı. Ve bu, sadrazamın sonu oldu.</p><p>Padişah, kız kardeşinden, sadrazamın kendisine karşı iyi olmayan niyetler beslediğini, yaşlılığı ve başarısızlığı nedeniyle I.Abd&uuml;lhamit&rsquo;in tahttan indirilerek Şehzade Selim&rsquo;in (III.Selim) başa getirilmesini planladığını &ouml;ğrendi. Duydukları karşısında sinirlenen padişah k&uuml;plere bindi. Ve &ccedil;ok sevdiği sevgili veziri i&ccedil;in sonun başlangıcını uygulamaya koyuldu. Hemen M&uuml;hr-&uuml; Humayun geri alındı. Mal varlığına el konulup Gelibolu&rsquo;ya s&uuml;r&uuml;ld&uuml;. Arkasından g&ouml;nderilen bir fermanla Cide ve Habeş Valiliği&rsquo;ne atandığı bildirildi. Bir m&uuml;ddet sonra da hazırlık yapması i&ccedil;in Bozcaada&rsquo;ya gitmesi emredildi. Paşa Bozcaada&rsquo;ya gitti. Yola &ccedil;ıkmak i&ccedil;in izin bekliyordu. Ama izin yerine bu g&ouml;revden azledilmiş olduğu bidirildi. İstank&ouml;y&rsquo;de yaşamaya mahkum edilmişti. Fakat oraya gidemedi. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; padişahın emriyle, Bozcaada&rsquo;da, 27 Nisan 1785 yılında, Kara Keth&uuml;zade Ali Bey tarafından kafası kesilerek &ouml;ld&uuml;r&uuml;ld&uuml;.&quot;</p><p>Alıntı:&nbsp;Bilsen G&uuml;rer / Turizm Araştırmacısı &amp; Yazar</p><p>Yaznın t&uuml;m&uuml;n&uuml; <a href="https://www.turizmguncel.com/makale/bozcaadada-bassiz-bir-osmanli-sadrazami#:~:text=Halil%20Hamid%20Pa%C5%9Fa%2C%20Sultan%20I,%2C%20Karacaahmet%20Mezarl%C4%B1%C4%9F%C4%B1'na%20defnedilmi%C5%9Fti.">buradan </a>okuyabilirsiniz.</p>]]></description>
	<dc:creator>fotocu</dc:creator>		</item>
<item>
	<guid isPermaLink="true">https://ahalim.com/blog/view/2236/hititlerin-tapinak-yazitindan-dua</guid>
	<pubDate>Tue, 06 Sep 2022 09:11:27 +0000</pubDate>
	<link>https://ahalim.com/blog/view/2236/hititlerin-tapinak-yazitindan-dua</link>
	<title><![CDATA[Hititlerin tapınak yazıtından dua.]]></title>
	<description><![CDATA[<p>...</p><p>Tanrım, Beni yavaşlat.<br />
Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir&hellip;&nbsp;<br />
Zamanın sonsuzluğunu g&ouml;stererek bu telaşlı hızımı dengele&hellip;&nbsp;<br />
G&uuml;n&uuml;n karmaşası i&ccedil;inde bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin s&uuml;kunetini ver .<br />
Sinirlerim ve kaslarımdaki gerginligi, belleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka, g&ouml;t&uuml;r.<br />
Uykunun o b&uuml;y&uuml;leyici ve iyileştirici g&uuml;c&uuml;n&uuml; duymama yardımcı ol&hellip;<br />
Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını &ouml;ğret; bir &ccedil;i&ccedil;eğe bakmak i&ccedil;in yavaşlamayı, g&uuml;zel bir k&ouml;pek ya da kediyi okşamak i&ccedil;in durmayı, g&uuml;zel bir kitaptan birka&ccedil; satır okumayı, balık avlayabilmeyi, h&uuml;lyalara<br />
dalabilmeyi &ouml;ğret&hellip;<br />
Her g&uuml;n bana kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat.<br />
Hatırlat ki yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, yaşamda hızı arttırmaktan &ccedil;ok daha &ouml;nemli şeyler olduğunu bileyim&hellip;<br />
Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla.<br />
Bakıp g&ouml;reyim ki, onun b&ouml;yle g&uuml;&ccedil;l&uuml; ve b&uuml;y&uuml;k olması yavaş ve iyi b&uuml;y&uuml;mesine bağlıdır&hellip;<br />
Beni yavaşlat Tanrım ve k&ouml;klerimi yaşam toprağının kalıcı değerlerine doğru g&ouml;ndermeme yardım et.<br />
Yardım et ki, kaderimin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha sağlıklı olarak y&uuml;kseleyim.<br />
Ve hepsinden &ouml;nemlisi&hellip;<br />
Tanrım,<br />
Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek i&ccedil;in CESARET,<br />
Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek i&ccedil;in SABIR,<br />
İkisi arasındaki farkı bilmek i&ccedil;in AKIL ve Beni aşkın k&ouml;rl&uuml;ğ&uuml;nden ve yalanlarından koruyacak DOSTLAR ver&hellip;</p><p>HiTiTLERiN M.&Ouml;.2000 YILINDAKi DUVAR YAZISINDAN ALINMIŞTIR.</p>]]></description>
	<dc:creator>fotocu</dc:creator>		</item>
<item>
	<guid isPermaLink="true">https://ahalim.com/blog/view/1876/biliyor-muydunuz</guid>
	<pubDate>Fri, 02 Sep 2022 20:18:00 +0000</pubDate>
	<link>https://ahalim.com/blog/view/1876/biliyor-muydunuz</link>
	<title><![CDATA[Biliyor muydunuz?]]></title>
	<description><![CDATA[<p>1- Temmuz ayının, S&uuml;mer &ccedil;oban tanrısı Dumuzi&#39; nin adından geldiğini...<br />
2- Havva adının, Eski bir mezopotamya dilinde &#39;&#39;yaşatan kadın&#39;&#39; anlamına geldiğini ve bununda k&ouml;keninin, S&uuml;mer mitolojisinde, hastalık ge&ccedil;iren bilgelik tanrısı Enkiyi tedavi eden 7 tanrı&ccedil;adan biri olan , tanrının kaburgalarını iyileştiren tanrı&ccedil;a Ninti olduğunu(ninti:kaburga kadını, nin aynı zamanda hayat anlamına geliyor, ninti aynı zamanda Hayatın kadını, Can veren Kadın anlamına geliyor)<br />
3- Adem kelimesinin, Aramice Adamo, başka bir mezopotamya dilinde Ha-Adamo olarak ge&ccedil;tiğini ve S&uuml;merce de &#39;&#39;Kırmızı toprak&#39;&#39; anlamına geldiğini...<br />
4- Eski S&uuml;mer de &ccedil;ok yaygın bir inanış olan ve İbrani dinlerinin de k&ouml;keni olan Ay tanrı k&uuml;lt&uuml;n&uuml;n, İngilizcede şu an kullanılan haftanın isimlerine etkilediğini..(Monday:Aya tapılan g&uuml;n, Saturday:Saturn gezegenine tapılan g&uuml;n, Sunday:G&uuml;neşe tapılan g&uuml;n..)<br />
5- Arap yarımadasında lakabı Allah olan Ay tanrısı Sİn&#39;in adının &#39;&#39;Bilgelik Kralı&#39;&#39; anlamına geldiğini...<br />
6- İslamda , Kuranın Lehv-i Mahvuz da saklandığı masalının k&ouml;keninin S&uuml;mer mitolojisi olduğunu...<br />
7- Kuranda ge&ccedil;en Adn cenneti kavramının k&ouml;keninin İran Veda inancı olduğunu....<br />
8- Mahşerde insanların &uuml;zerinden ge&ccedil;eceği anlatılan Sırat k&ouml;pr&uuml;s&uuml;n&uuml;n k&ouml;keninin İran afsaneleri olduğunu...<br />
9- Arkeoloji ve Tarih bilimlerinin elde ettiği g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar ki verilere g&ouml;re, d&uuml;nya medeniyetinin k&ouml;keninin Eski Yunan değil, Eski Yunan&#39;ı da etkileyen S&uuml;mer k&uuml;lt&uuml;r&uuml; olduğunu...<br />
10- S&uuml;merlerdeki, tanrılar hiyerarşisinin zamanla, ilahi olduğu s&ouml;ylenen İslam ve Musevilikte cinlere ve meleklere d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;n&uuml;....<br />
11- Nuh tufanının k&ouml;keninin de yine S&uuml;mer mitolojisi olduğunu...( efsaneye g&ouml;re, tanrılar, insanların &ccedil;oğalmasından o kadar rahatsız olurlar ki, 4 tanrı karar alıp insanları bir tufan ile &ouml;ld&uuml;rmeye karar verirler..Bilgelik tanrısı Enki, bunu duyunca, Şuruppak şehrinde yaşayan Utnapiştim&#39;e duvar arkasından tufan olacağını, bir gemi yapıp i&ccedil;ine ailesini, akrabalarını, sanat&ccedil;ıları, &ccedil;eşitli hayvanları ve otları almasını s&ouml;yl&uuml;yor..Utnapiştim, gemiyi 7 g&uuml;nde yapar.Sonra tufan başlatılıyor, tufan o kadar g&uuml;&ccedil;l&uuml; oluyor ki tanrılar bile y&uuml;ksek yerlere &ccedil;ıkıyor, sonunda 6g&uuml;n 6 gece s&uuml;ren tufan biter ve gemi Nisir dağına oturur, Utnapiştim &uuml;&ccedil; kuş g&ouml;nderir.g&uuml;vercin geri d&ouml;ner, sonra kırlangı&ccedil; salar, o da geri d&ouml;ner, saldığı kuzgun gelmeyince inip, tanrılara adaklar adarlar...)(tarihi kayıtlara g&ouml;re mezopotamya da Fırat, Dicle ve bunların birleştiği Şattu&#39;l Arap, sayısız kere taşmış ve yerleşim yerlerini ortadan kaldırmıştır..)<br />
12- Y&uuml;ksek y&uuml;ksek Babil kulelerini BAbilliler&#39;in , yıldızlardaki tanrılara ulaşmak i&ccedil;in yaptıklarını...<br />
13- S&uuml;mer tapınaklarında, tanrı namına seks yapan rahibelerin, diğerlerinden ayırılabilmeleri i&ccedil;in başlarını &ouml;rtt&uuml;klerini, İ:&Ouml;:1500 lerde bir Asur kralının,yaptığı bir kanunun 40. maddesi ile evli kadınların ve dulların da başlarını &ouml;rtmelerini zorunlu kıldığını, fakat diğerlerinin &ouml;rtmesi durumunda ceza alacağını...<br />
14- Mekkenin ilk olarak Ay tanrısı Sin&#39;e tapınmak amacı ile yapıldığını...<br />
15- Kabe&#39;nin, Tanrı Sin&#39;e adanmış en b&uuml;y&uuml;k mabet olduğunu...<br />
16- Hilal&#39;in Ay tanrısının simgesi olduğunu ve Hilal&#39;in halen İslam &uuml;lkelerinin bir&ccedil;oğunun bayrağında yer aldığını...<br />
17- Ay tanrısına tapmak i&ccedil;in S&uuml;merlilerin, b&uuml;y&uuml;k Zigguratlar yaptırdıklarını, ibadet g&uuml;nlerini belirlemek i&ccedil;in g&ouml;k y&uuml;z&uuml;n&uuml; incelerken 1 yılın 365 g&uuml;n olduğunu, yılı ayın &ccedil;evrimine g&ouml;re aylara b&ouml;ld&uuml;klerini, ayın &ccedil;evrimine g&ouml;re aya bağlı yılın her yıl 10 g&uuml;n beriye geldiğini ve bunu telafi etmek i&ccedil;in hesaplamalar yaparken 13 sayısını uğursuz, istenmeyen olarak bulduklarını ve bu d&uuml;ş&uuml;ncenin halen devam ettiğini....(hatta bu &ccedil;ağda bazı havayolu şirketlerinin 13 numaralı koltuğa yer vermediğini..)<br />
.....<br />
Kısaca Tarihin S&uuml;merlerle başladığını ve monoteizmin kaynağının S&uuml;mer efsaneleri olduğunu.....<br />
biliyor muydunuz???</p>]]></description>
	<dc:creator>fotocu</dc:creator>		</item>
<item>
	<guid isPermaLink="true">https://ahalim.com/blog/view/1791/defne-agacinin-hikayesi</guid>
	<pubDate>Thu, 01 Sep 2022 19:04:12 +0000</pubDate>
	<link>https://ahalim.com/blog/view/1791/defne-agacinin-hikayesi</link>
	<title><![CDATA[DEFNE AĞACININ HİKAYESİ]]></title>
	<description><![CDATA[<p><img alt="" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1699646940/di/c0/-GBho1CWEikdPlo9K4mcydMajdNEH_3nYiY6K0xaKUM/:Y2tlZGl0b3JfdXBsb2FkLzEvMS8zOS9Kb2huLVdpbGxpYW0tV2F0ZXJob3VzZS1BcG9sbG8tZS1EYWZuZS0xLmpwZw"></p><p>Apollon (Lat.Apollo), bulutları devşiren Zeus ile Titanlar&rsquo;dan Koios&rsquo;un kızı Leto&rsquo;nun oğludur. Kardeşi Artemis ile birlikte Delos adasında d&uuml;nyaya gelir.</p><p><strong>Daphne</strong>&nbsp;(Defne) ise Teselya Irmağı Peneus&rsquo;un kızıdır. Daphne bir &ldquo;Nymphe&rdquo; yani su perisidir. Birg&uuml;n Irmak kenarında yolu Daphne ile<img alt="" src="https://usumda.com/serve-file/e0/l1662108944/di/c0/gdbKeUjImdB8ARy1Jv40_uLO_kYTYAeBCTFvGw5Spic/ckeditor_upload/1/1/45/daphne_and_Apollo.jpg" style="float: right;"> kesişen Apollon, onun eşsiz g&uuml;zelliğinden etkilenir ve onunla konuşmak ister. Fakat Defne, Işık Tanrısı&rsquo;nın i&ccedil;inden ge&ccedil;enleri anlar ve ka&ccedil;maya başlar. O ka&ccedil;ar, Apollon kovalar. &Ccedil;apkın Tanrı bir taraftan &ldquo;ka&ccedil;ma seni seviyorum&rdquo; diye bağırır.</p><p>Daphne Tanrılarla sevişen kadınların başlarına neler geldiğini bildiği i&ccedil;in korkuya kapılır ve ka&ccedil;maya devam eder. Apollon ise, bu g&uuml;zel periyi mutlaka yakalamak istemektedir. Aralarındaki mesafe gittik&ccedil;e kısalır ve bir an gelir ki Daphe, Apollon&rsquo;un nefesini sa&ccedil;larının arasında duyar. Artık kurtuluş imkanı kalmadığını anlayan Daphne, birden durur ve ayağı ile toprağı kazıyarak ş&ouml;yle bağırır:<br />
&ldquo;Ey toprak ana, beni &ouml;rt, beni sakla, beni koru.&rdquo;</p><p>Bu i&ccedil;ten yalvarış &uuml;zerine Daphne organlarının ağırlaştığını, odunlaştığını hisseder. G&ouml;ğs&uuml;n&uuml; gri bir kabuk kaplar, kokulu sa&ccedil;ları yapraklara d&ouml;n&uuml;ş&uuml;r, kolları dallar halinde uzar, k&ouml;rpe ayakları k&ouml;k olup toprağın derinliklerine dalar, bir defne ağacı olur.</p><p>Daphne, ağaca d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;n&uuml; hissedince &ldquo;Meyvem ne yenilsin ne de i&ccedil;ilsin.&rdquo; der ve Defne Ağacı haline gelir. Apollon sevdiği kıza sarılmak isterken bu Defne ağacına &ccedil;arpınca şaşırır.&nbsp;</p><p>Apollon o kadar &uuml;z&uuml;l&uuml;r ki bu duruma, ağacın etrafında g&uuml;nlerce ağlar ve akıttığı g&ouml;zyaşları şelalelere d&ouml;n&uuml;ş&uuml;r.</p><p>Efsane&rsquo;nin Hatay Antakya&rsquo;nın Harbiye mevkisinde ge&ccedil;tiği s&ouml;ylenmektedir. Rivayetler y&ouml;rede bulunan şelalelerin Apollon&#39;un g&ouml;zyaşları olduğunu s&ouml;yler.&nbsp; Sağda g&ouml;r&uuml;len olayı betimleyen mozaik Antakya Mozaik M&uuml;zesinde bulunmaktadır.&nbsp;</p><p>Defne Ağacı&rsquo;nın meyvesi sonbaharda hasat edilir ve bu meyvenin tadı acıdır. Ne yenilir, ne i&ccedil;ilir. Lakin kokusu ve yağı g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde bir&ccedil;ok yerde kullanılmaktadır.</p><p>&nbsp;</p>]]></description>
	<dc:creator>fotocu</dc:creator>		</item>
<item>
	<guid isPermaLink="true">https://ahalim.com/blog/view/1215/priene-antik-kenti</guid>
	<pubDate>Fri, 26 Aug 2022 14:41:27 +0000</pubDate>
	<link>https://ahalim.com/blog/view/1215/priene-antik-kenti</link>
	<title><![CDATA[Priene Antik Kenti]]></title>
	<description><![CDATA[<figure class="image"><img style="aspect-ratio:2048/1536;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728287377/di/c0/Q6aiCWtJoCjjotIT_dSdhVXctbj0dDAaz5ahpUGYibE/editor_images/1/45/6703928f3ada7.jpg" width="2048" height="1536" alt="image"></figure><p>Ekim 2020 tarihinde, üniversite arkadaşlarım ile yaptığım güney gezisinde, Kuşadası'nda buluştuğumuz, yine üniversiteden arkadaşlarımız olan Korkut Özarcan ve İsmail Caner Genç'in mihmandarlığında yaptığmız çevre tanıma gezisinde yolumuz, antik çağlardan bu güne hayatta kalmayı bşarmış Antik Priene Kenti'ne düştü.<br />İnternette yaptığım araştırma ile Priene'nin, Aydın iline bağlı Söke'de, Selçuk-Efese yaklaşık 100 km uzaklıkta kurulmuş bir İyon (Antik Yunan) şehri olduğu, şehirin Menderes nehrinin 10 km kuzeyinde Belus'un oğlu Aegyptus yönetiminde İyonlar tarafından kurulduğu, ilk kuruluşunda deniz kıyısında olan şehirin, Menderesin alüvyonu nedeniyle şimdi denizden kilometrelerce kilometrelerce uzağa düştüğü bilgisine eriştim.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:1536/2048;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728286898/di/c0/dTjz52g3V4MlzfoWY3E3U_qBIWOmKVkRsgbnxmiJlsc/editor_images/1/45/670390aff3117.jpg" alt="image" width="1536" height="2048"><figcaption>Gezi grubumuzda bize mihmandarlık yapan iki üniversite arkadaşımıza, Korkut Özarcan ve Caner Genç'e, sonsuz teşekkürlerimiz de buradan ekleyeyim.</figcaption></figure><p>Mihmandarımız, Korkut Özarcan'dan, kentin amfitiyatrosuna giden yol öncesi kentin tarihçesi hakkında kısa bir bilgi aldıktan sonra, kesme taşlardan oluşturulmuş, amfitiyatroya giden, merdivenli yoldan yukarı doğru yürüdük.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:2048/1536;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728286801/di/c0/ePIg5VAPkmt_xV4QH3lRsab3MdyRoFXYlDP1XsIr5mE/editor_images/1/45/6703904f75bbe.jpg" alt="image" width="2048" height="1536"></figure><p><br />Kısa bir bir yürüşün ardından, Roma çağında gerçekleştirilen değişikliklere rağmen Helenistik geleneği hala koruyan amfitiyatroya vardık. &nbsp;İ.Ö. 3 yüzyılda inşa edildiği, toplamda 50 sıralı bir cavea ile 5000 kişi kapasiteli olduğu bilinen tiyaroda, sahnenin hemen kıyısında, sahneye dönük biçimde, 5 adet taş koltuğun, günümüzün protokol koltuklarına benzer şekilde, kentin veya civarın önemli kşilerine ayrılmış koltuklar olduğu bilgisini (o çağlarda muhtemelen oturabilmeyi hayal bile edemiyeceğimiz o koltuklarda otururken) &nbsp;mihmandarlarımızdan aldık.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:2048/1536;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728285508/di/c0/TZ-QXUdXZPOMwvpaptmQyIDFK9xUZqzed6TStovStDA/editor_images/1/45/67038b420fd24.jpg" alt="image" width="2048" height="1536"></figure><p>Yine sahnenin üzerindeki taş masanın, yapının sadece tiyatro oyunlarına yönelik bir yapı olmadığını, halkın bilgilendirilmesi amaçlı toplantıların da yapıldığı bir kamusal alan olduğu fikrini doğurdu, bende.</p><p><img src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1661533293/di/c0/bh1pPiqYicyZB5_rzGZcjpNEI89bBBl5EDKnnajVBdU/:Y2tlZGl0b3JfdXBsb2FkLzEvMS80NS9rdWxpcy0wMS5qcGc" alt=""></p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:1536/2048;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728285491/di/c0/-QS4iX7s7aUWsPM-jzMCYkTY-cOW-VF-4B7-Uw8owYM/editor_images/1/45/67038b31617ed.jpg" alt="image" width="1536" height="2048"></figure><p>Sahnenin hemen arkasındaki, yine kesme taşlardan oluşturulmuş &nbsp;kulis odalarının muntazamlığı, gerçekten görülmeye değerdi.<br />Amfitiyaro'dan ayrılıp, şehri dolaşmaya devam ettik. Kısa bir yürüyüşün ardından Samsun (Mykale) Dağı'na sırtını dayamış olan Athena Tapınağı'na vardık.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:2048/1536;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728286435/di/c0/e7tTSsIFh_motGJO1a11uQ_KfY96pqbffrYI-TJ-MYQ/editor_images/1/45/67038ee19d3ca.jpg" alt="image" width="2048" height="1536"></figure><p><br />Antik yerleşim Priene’nin en eski ve en önemli yapılarından birisi olan bu tapınak,Athena Deniz seviyesinden yaklaşık 97 metre yükseklikte olup, tapınağın mimarisi klasik dönem helen mimarisine uyum göstermektedir. Edindiğimiz bililere göre, tapınak naos, pronaos, opisthodomos’dan oluşmaktadır. 6 x 11 sütunlu ion düzeninde inşa edilmiştir. Tapınağın mimarnın (Mauseleum ve Didyma Apollon Tapınağının mimarı) Opisthodomos’u dor düzeninden alıp, ion düzenine uygulayan mimar Pytheos olduğunu öğrendik. Antik Tapınakta 24 yivli sütunlar kullanıldığı, Vitrivius, De Architectura adlı kitabında ion tapınaklarına örnek olarak bu tapınağın verildiğini söylemeden de geçemiyeceğim bu tapınak, ayakta kalan sütunları ile hala etkileci bir yapı.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:2048/1536;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728286409/di/c0/B_5wmdCkHacJosi2ZozK7NfEsW1A6TGlGotYUE6vEBM/editor_images/1/45/67038ec70d5ce.jpg" alt="image" width="2048" height="1536"></figure><p><img src="https://usumda.com/serve-file/e0/l1661593453/di/c0/810nIMSstbJvYOyZdimfbiUkERy2o7zQSp_hzPCIMU8/:Y2tlZGl0b3JfdXBsb2FkLzEvMS80NS9QcmllbmUtMDA0LmpwZw" alt=""><br />Şehrin taş parke yollarında yürüken gördüğümüz, sakinlerinin dinlemesi için yapıldığını düşündüğümüz, taş oturma grupları bize dönemin medeniyette ulaştığı seviyeyi, insanına verdiği değeri hissettirdi, doğrusu.<br />Kentin caddesinden yürüyüşümüze devam edip Agora'ya ulaştık. Agora antik Yunan kentlerinde, şehirle ilgili politik, dini, ticari her türlü faaliyetin gerçekleştiği, tüm kamu binalarının etrafında sıralandığı halka ait geniş açık alan imiş. Üç tarafı stoalarla (üstü kapalı, sütunlu galeriler) çevrilidir ve stoaların arkasında da magazinler bulunmaktaymış. Agora toplamda 2 blokluk bir araziyi kapsamaktadır ve 75,60 x 46,35 metre boyutlarındadır. Agoranın ortasında Hermes’e adanmış bir sunak ta bulunmaktaymış. Bu sunağında doğusunda da taşlarla oluşturulmuş 2 platformun yer aldığı, Agora'da birçok heykel altlığı ele geçirildiği edindiğimiz diğer önemli bilgilerden.</p><p><img class="image_resized" style="aspect-ratio:600/450;width:1034px;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1661593588/di/c0/v5RNE3dhU6R176UfTV356JdLtYs-AV2qTbd3dOy4hT4/:Y2tlZGl0b3JfdXBsb2FkLzEvMS80NS9QcmllbmUtMDA1LmpwZw" alt="" width="600" height="450"><br />Agoran'ın hemen yanı başındaki, Demeter Kutsal alanı şehrin en eski tapınaklarından biri olup bereket tanrıçaları olan Demeter ve Koreye adanmış. Tapınak anteli bir yapıdır ancak alışılmışın dışında bir plana sahiptir. Antik kent akropolisi içinde kalan kutsal alan, Anteler arasında duran iki dor sütununun gövdeleri düzdür ve bu sütunlar iki basamaklı bir altyapı üzerinde yükseliyordu. Kutsal alan Temenosun giriş kapısının yanında yapılan arkeolojik çalışmalar neticesinde heykel kaideleri bulunmuştur. Ayrıca bulunan Yazıtlardan bunların Rahibe Tmanossa ve Nikeso ya ait heykel kaideleri olduğu belirlenmiştir. Antik yapı Tapınağa ait sunak ise girişin hemen biraz ilerisinde bulunuyordu. Bir pronaos ve buna bağlı dörtgen formlu bir naos bulunmaktaydı. Kült odasının batı duvarında steller için yapılmış kaplama taşlar üzerinde oyuklar bulunmuştur. Yapının Naos enlemesine yerleştirilmiştir. Naos güneye doğru devam ettiği için pronaosun enini aşan ölçülere sahiptir. Tapınağın güneyinde kesme taş duvardan inşa eilmiş adak kuyusu tespit edilmiştir. Kare formda 2m derinliğindedir.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:2048/1536;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728286483/di/c0/hswCGOzCmq5yeyFQRYMbDELuOgIDkGIb9XmwVJ6RTe8/editor_images/1/45/67038f10ebbb5.jpg" alt="image" width="2048" height="1536"></figure><p><br />Yine aynı bölgede Bouleuterion (Meclis Binası) ve Prytaneion (eski yunan kentlerinde, kutsal ateşin korunduğu ve devletin bakmakla yükümlü olduğu kişilere yemek verilen kamu yapısı) yapılarına ait &nbsp;kalıntılar ile karşılaştık.&nbsp;<br />Wiki pedia'dan edindiğim bilgilere göre, Bouleuterion'un Tiyatro ile birlikte Priene’nin en iyi korunmuş yapısıdır. Bitişiğindeki Prylaneion ile birlikte birinsulayı kapladığı, kareye yakın bir form gösterip 20 x 21 m ölçülerinde olduğu bigisine ulaştım. Ortasında bir sunak olan ve üç kenarında duvarlara paralel yükselen basamaklar şeklinde oturma yerleri olan kapalı bir salon olduğu, kuzeyinde 16, doğu ve batısında ise 10’ar basamağa sahip olduğu,toplam oturma kapasitesi 640 kişi olduğu eriştiğim diğer bilgilerden.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:2048/1536;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728286755/di/c0/7YR4rMJvZ5uZXxq1c2d3JWu0Bej8fzExZEie6km7344/editor_images/1/45/670390221b41b.jpg" alt="image" width="2048" height="1536"></figure><p><br />Hemen yanındaki Prytaneion ise, sütunlu avluya sahip bir ev şeklinde imiş.Yani etrafındaki sütun galerisinin üzeri çatıyla örtülmüş, bir avlunun çevresine dizili mekanlardan oluşmaktaymış. toplam 8 odasının açıldığı kare şeklinde bir avlusu var olduğu, iki odanın fonksiyonu hakkında kesin bilgilerin olduğu kaynaklarda belirtilmekte. Güneydeki orta mekân agoranın kuzey galerisinden avluya geçiş vazifesi gördüğü, hemen doğusundaki bir mekanda ise dikdörtgen şekilli bir ocağı ortaya çıkmasından dolayı, tanrıça Hestia’ya adanan kutsal ateş odası olduğu fikrine varılmaktadır. M. Ö. 2. Yüzyıla tarihlenmektedir. Prytaneioniçindeki yarım sütun formundaki kitabede Prytaneionda görev üstlenmiş kişilerin isimleri yeralmaktadır.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:2048/1536;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728286593/di/c0/uZnrOhAngPnKu_CMOCUj6iSWI5TY92gDyK4_lkdjddg/editor_images/1/45/67038f7ed9daa.jpg" alt="image" width="2048" height="1536"></figure><p>Kentin içinde gezinirken rastladığımız künk borular, o dönemde dahi, bir şehri oluşturmada, alt yapının ne kadar önemsendiğini bize hissettirdi.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:2048/1536;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728286553/di/c0/Teo2ApfIYnDv8vgPz7SC-CdOXd4i9aPhMQrpMP55HeA/editor_images/1/45/67038f57b52f3.jpg" alt="image" width="2048" height="1536"></figure><p>Şehrin yıkıntılarında gördüğümüz estetik ve&nbsp; işçilik, şehirlerimizi beton yığınına çeviren günümüz mimarlarına ve yapı işçilerine ders verir nitelikte.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:1536/2048;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728286679/di/c0/mPGOP88ntoqiF2vEIsFBTDaeBxIbcvAV7AtBlzJL4C4/editor_images/1/45/67038fd4bf777.jpg" alt="image" width="1536" height="2048"></figure><p>Son sözüm, yolu Söke civarına düşenlere: Priene'yi görmeden dönmeyin. Hoş, bu anlattıklarımdan sonra, zaten dönmezsiniz. Dönmezsiniz değil mi?</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p>]]></description>
	<dc:creator>fotocu</dc:creator>		</item>
<item>
	<guid isPermaLink="true">https://ahalim.com/blog/view/1133/denizlideki-antik-cehennem-kapisi-plutonium%25E2%2580%2599un-gizemi</guid>
	<pubDate>Fri, 26 Aug 2022 10:06:27 +0000</pubDate>
	<link>https://ahalim.com/blog/view/1133/denizlideki-antik-cehennem-kapisi-plutonium%25E2%2580%2599un-gizemi</link>
	<title><![CDATA[Denizli&#039;deki Antik Cehennem Kapısı: Plutonium’un Gizemi]]></title>
	<description><![CDATA[<p><img class="image_resized" style="aspect-ratio:616/321;width:1034px;" src="https://iatkv.tmgrup.com.tr/a41cb7/616/321/0/36/800/454?u=https%3A%2F%2Fitkv.tmgrup.com.tr%2F2022%2F06%2F21%2F1655815079122.jpg" alt="" width="616" height="321"></p><p><strong>Giriş</strong></p><p>Denizli'de, Hierapolis Antik Kenti'nde yer alan ve "Cehennem Kapısı" olarak bilinen Plutonium, antik dünyanın en gizemli yerlerinden biri olarak bilinir. Bu yapı, Yunan mitolojisinde yeraltı tanrısı Hades ile ilişkilendirilir ve tehlikeli gazların yayıldığı, ölümcül bir alan olarak tanınmıştır. Özellikle bu kapının, antik dönemde kurbanların öldüğü yer olarak kullanılması ve bunun doğal gaz çıkışlarıyla ilişkili olması, yapıyı hem bilimsel hem de kültürel açıdan önemli kılar. Bu yazıda Plutonium'un tarihsel, mimari ve mistik yönleri üzerine detaylı bilgiler sunacağız.</p><h4>Plutonium'un Tarihi ve Mitolojideki Yeri</h4><p>Antik çağlarda, Hierapolis'teki Plutonium (Ploutonion), yeraltı tanrısı Hades'in mekanı olarak kabul edilmiştir. Aynı zamanda Yunan yeraltı tanrısı Pluto (Roma mitolojisindeki Hades) ile ilişkilendirilen bu kutsal yer, dönemin rahipleri tarafından tapınma ve kurban sunma alanı olarak kullanılmıştır. Plutonium’un en dikkat çekici özelliği, içinde ölümcül gazların bulunduğu bir mağaraya açılan kapısıdır. Antik kaynaklara göre, rahipler dışında buraya giren herkes zehirli gazlardan etkilenerek ölmekteydi.</p><p>Pliny the Elder ve Strabon gibi tarihçiler, Plutonium'u "dünyanın cehenneme açılan kapısı" olarak nitelendirmiştir. Bu bölgede sıcak su kaynaklarının bulunması ve bunların yüzeydeki gaz çıkışlarıyla birleşmesi, antik dönemde bu yeri hem kutsal hem de korkutucu bir hale getirmiştir.</p><h4>Mimari ve Doğal Yapı</h4><p>Hierapolis'teki Plutonium, M.Ö. 2. yüzyılda inşa edilmiştir. Yapı, küçük bir tapınak ve mağara girişinden oluşur. Bu mağara, yeraltından gelen sıcak su buharlarının ve karbon dioksit gazının yüzeye çıktığı bir alan olarak bilinir. Antik dönemde rahipler, bu mağaraya girip sağlıklı bir şekilde dışarı çıkabilirken, içeriye giren hayvanlar ve insanlar genellikle gazın etkisiyle ölüyordu. Bu, rahiplerin tanrılar tarafından korunduğu düşüncesini pekiştirmiştir.</p><p>Bilimsel araştırmalara göre, mağaradaki yüksek karbon dioksit seviyesi, özellikle zemine yakın bölgede yoğunlaşmaktadır. Bu nedenle, rahipler bu gazdan etkilenmeden mağaraya girebilmekte, ancak daha küçük hayvanlar ve diğer insanlar etkilenerek hayatlarını kaybetmekteydi.</p><h4>Gizemi ve Tarihsel Önemi</h4><p>Plutonium, sadece bir mitolojik yapı değil, aynı zamanda antik dönemin doğa bilimleri ile mitolojinin iç içe geçtiği bir noktayı temsil eder. Bu yapı, antik Yunan ve Roma dünyasında doğanın gizemlerinin tanrısal güçlerle ilişkilendirildiği bir örnektir. Özellikle, yer altından gelen gazların ölümcül etkisi, Hierapolis’in dini ritüellerinin merkezinde yer almıştır. Burada gerçekleştirilen kurban törenleri, rahiplerin tanrısal güçlerle iletişim kurma yeteneğini vurgularken, bilimsel olarak bakıldığında bu gaz çıkışları doğal fenomenlerle açıklanabilir.</p><p>Modern arkeolojik kazılar ve bilimsel çalışmalar, Plutonium’un yeraltı jeolojik yapısını ve gaz çıkışlarının sebebini incelemiştir. Bu çalışmalar, mağaranın jeotermal bir aktivite bölgesi üzerinde yer aldığını ve bu nedenle yer altından ölümcül gazların çıktığını göstermektedir.</p><h4>Günümüzde Plutonium</h4><p>Günümüzde Hierapolis Antik Kenti, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer almakta ve birçok turist tarafından ziyaret edilmektedir. Plutonium da bu ziyaretler sırasında en dikkat çekici alanlardan biridir. Yapının gizemi ve mistik geçmişi, ziyaretçilere antik dönemin inanç sistemleri hakkında derin bir anlayış sunmaktadır.</p><h4>Kaynakça</h4><ul><li>D’Andria, Francesco (2013). <i>The Rediscovery of Hierapolis and Its Ploutonion in Phrygia</i>. University of Salento.</li><li>Pliny the Elder. <i>Natural History</i>. London: Harvard University Press.</li><li>Strabon. <i>Geographica</i>. London: Penguin Classics.</li></ul>]]></description>
	<dc:creator>fotocu</dc:creator>		</item>
<item>
	<guid isPermaLink="true">https://ahalim.com/blog/view/1132/golyazi-beldesi-tarihi-dogal-guzellikleri-ve-leylekler</guid>
	<pubDate>Fri, 26 Aug 2022 09:58:40 +0000</pubDate>
	<link>https://ahalim.com/blog/view/1132/golyazi-beldesi-tarihi-dogal-guzellikleri-ve-leylekler</link>
	<title><![CDATA[Gölyazı Beldesi: Tarihi, Doğal Güzellikleri ve Leylekler]]></title>
	<description><![CDATA[<p><img src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1661507752/di/c0/YXS-1q25_dxfYYB2N1UVR7BgMtg7s6Zd2w-OGFHZIuU/ckeditor_upload/1/1/45/DSC04424.JPG" alt=""></p><p><strong>Giriş</strong></p><p>Bursa'nın Nilüfer ilçesine bağlı Gölyazı beldesi, Türkiye'nin en özgün ve büyüleyici köylerinden biri olarak bilinir. Apolyont Gölü (Ulubat Gölü) kıyısında bulunan bu tarihi belde, zengin bir geçmişe, doğal güzelliklere ve kendine has bir kültürel mirasa sahiptir. Gölyazı, özellikle antik çağlardan kalma izleri, dar taş sokakları, tarihi yapıları ve leyleklerle kurduğu bağla tanınır. Bugün de hem yerli hem de yabancı turistler tarafından ilgi gören bu yer, keşfedilmeyi bekleyen bir hazine gibidir.</p><p>Gölyazı'nın alan büyüklüğü 615 hektardır. Bitkisi örtüsü çalılık, çayırlık, ağaçlıkların yanı sıra sazlık ve su bitkilerinden oluşur.</p><h4>Gölyazı'nın Tarihi</h4><figure class="image"><img style="aspect-ratio:1024/768;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728289736/di/c0/5OLj0bZIoxr4yTrBHo5GG6MOvwwIUFiDPraUFyY3Jgg/editor_images/1/45/67039bc8395ee.jpg" alt="image" width="1024" height="768"><figcaption>Ağlayan Çınar - Fotoğraf: <a href="http://www.bursa.com.tr">www.bursa.com.tr</a> sitesinden</figcaption></figure><p>Gölyazı'nın tarihi, Antik Çağ’a kadar uzanır. Burası, Miletoslular tarafından kurulan eski bir yerleşim yeri olup, antik dönemde "Apollonia ad Rhyndacum" olarak biliniyordu. Roma ve Bizans dönemlerinde önemli bir ticaret merkezi olan Gölyazı, hem göl üzerindeki konumu hem de tarımsal üretimi sayesinde ekonomik anlamda gelişmişti.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:1350/2048;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728288672/di/c0/KBYI13lvVq5TorU17OTWqJT_J_voDuOqpKY90KLhVp4/editor_images/1/45/6703979fba406.jpg" alt="image" width="1350" height="2048"><figcaption>Gölyazı'nın tarih kokan sokakları - (Fotoğraf: Fazlı Yurtsever)</figcaption></figure><p>Gölyazı’da bulunan tarihi kalıntılar, buranın Roma ve Bizans dönemlerine kadar uzanan köklü bir geçmişe sahip olduğunu gösterir. Apollon Tapınağı kalıntıları, Roma döneminden kalan lahitler, taş köprüler ve Rum evleri, beldenin tarihsel dokusunu oluşturan önemli unsurlar arasındadır. Beldede, Osmanlı İmparatorluğu döneminde de yerleşim devam etmiş, bu nedenle Osmanlı izlerini taşıyan yapılar da bulunmaktadır.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:1536/2048;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728288656/di/c0/cyzwrrphz4myC8dXf1tl78kRmuNlRLN1qWvC_prBtPk/editor_images/1/45/6703978fc593a.jpg" alt="image" width="1536" height="2048"><figcaption>Osmanlıdan izler - (Fotoğraf: Fazlı Yurtsever)</figcaption></figure><p>Bölgede, M.Ö. 1. yüzyılda Apollonia’da kerevit kabartmalı sikkeler darp ediliyordu. Bölgede bol miktarda Bizans imparatorluk sikkeleri de bulunmuştur. 1303 Dimboz zaferinden sonra Kite (Ürünlü) Tekfuru’nun topraklarını alan Osman Gazi, Gölyazı Bölgesini de Türklere açmıştır.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:2048/1536;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728288619/di/c0/gfFET0zKPaRJT-STpkGAUIMU7D-KgivyLS1UnQhRbk0/editor_images/1/45/6703976a69959.jpg" alt="image" width="2048" height="1536"><figcaption>Fotoğraf: Fazlı Yurtsever</figcaption></figure><p>Başlıca tarihi kalıntılar, halk arasında “Deliktaş” olarak anılan ve su kemeri olduğu tahmin edilen bir yapı, “Taş Kapı” diye adlandırılan antik kale kalıntıları, karaya 1 km. uzaklıkta sığ bir adacık olan Kız Adası’nda bulunan Apollon Tapınağı’nın kalıntıları, Zambak Tepe yamacındaki antik tiyatro kalıntıları, doğal kayalardan kesilmiş lahit tekneleri ve kapakların bulunduğu nekropol alanı, 19. yüzyılda yörenin Rum halkı tarafından yaptırılan Hagios Georgios Kilisesi ve Manastır Adası’nda kalıntıları bulunan Hagios Konstantinos Manastırı Kilisesi'dir.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:1536/2048;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1661507862/di/c0/O2D5xgrPRus6yE49EZopYRitzAR_8dj9xFkb7WJGY4U/ckeditor_upload/1/1/45/DSC04546.JPG" alt="" width="1536" height="2048"><figcaption>Hagios Georgios Kilisesi'nin restorrasyondan önceki hali (Fotoğraf: Fazlı Yurtsever)</figcaption></figure><h4>Doğal Güzellikler ve Apolyont Gölü</h4><p>Gölyazı, Ulubat Gölü’nün kıyısında yer almasıyla doğal güzelliklerle çevrilidir. Burası bir yarımada üzerinde kurulmuş olup, gölün sunduğu manzaralar ve su üzerindeki sakinlik, ziyaretçileri büyüler. Ulubat Gölü, zengin kuş çeşitliliği ile de bilinir ve Gölyazı, kuş gözlemcileri için cazip bir nokta haline gelmiştir. Gölün üzerindeki yansımalar, özellikle gün doğumu ve gün batımında muhteşem görüntüler sunar. Balıkçılık, gölde önemli bir ekonomik faaliyettir ve köyün geleneksel yaşamında hala büyük bir yer kaplar.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:2048/1536;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728289005/di/c0/_K8vVBE4c3VisnqdHK1QPGto07EQfZss_tvWRyqvm7U/editor_images/1/45/670398ec43662.jpg" alt="image" width="2048" height="1536"><figcaption>Göl bölge halkının en büyük geçim kaynağıdır - (Fotoğraf: Fazlı Yurtsever)</figcaption></figure><h4>Gölyazı'nın Sembolü Leylekler</h4><figure class="image"><img style="aspect-ratio:1501/1040;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728288574/di/c0/oeD9Z2iDqzolmbygZN2CKZp3G5PvbeZVYrfN65w0IZg/editor_images/1/45/6703973ddadb9.jpg" alt="image" width="1501" height="1040"><figcaption>Gölyazının sembolü leylekler- Fotoğraf: fazlı Yurtsever)</figcaption></figure><p>Sadece Yaren ve Adem amcanın yüzü olduğu Karaağaç değil komşusu Gölyazı da, leyleklerle insanların iç içe yaşadığı bir yerleşim yeridir ve 2004 yılından bu yana çeşitli kamu ve sivil toplum kuruluşlarının desteklediği "Leylek Dostu Köyler Projesi” kapsamındaki leylek dostu köylerden birisidir.&nbsp;</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:2048/1536;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728496778/di/c0/8h5joL4LxVyg3n65PZSLJnb0yYvF52pGk_Mwp0Dhrdg/editor_images/1/45/6706c4898c786.jpg" alt="image" width="2048" height="1536"><figcaption>Sur Kalıntıları, Apollonia'dan Rhyndacum'a, Sanct Georgias Tepesi üzerinde Bizans kale Kapısı - Fotoğraf: Fazlı Yurtsever</figcaption></figure><h4>Günümüzde Gölyazı</h4><p>Günümüzde Gölyazı, tarihi dokusu ve doğal güzellikleri sayesinde popüler bir turistik destinasyon haline gelmiştir. Beldede yapılan balıkçılık faaliyetleri, tarihi sokaklarda yürüyüşler ve göl üzerinde yapılan tekne turları, ziyaretçilerin keyif alacağı aktiviteler arasındadır. Gölyazı'nın taş sokaklarında gezerken, eski Rum evleri, tarihi kilise ve cami gibi yapılar da göz önüne serilir. Ayrıca, Gölyazı'nın dar köprüleri ve evlerinin arasında dolaşmak, ziyaretçilere zamanın durduğu hissini verir.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:1536/2048;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728288702/di/c0/gZKUjCL0aToKf7qgJ8t5k6xkESEb5k4K80E_Xsv-e1A/editor_images/1/45/670397bd6e4b5.jpg" alt="image" width="1536" height="2048"><figcaption>Yerel kıyafetleri ile evinin kenarına oturup hasbihal eden kadınları, ağını bir sonraki sefere hazırlayan balıkçılarıyla Gölyazı görülmesi gereken yerlerden biridir - Fotoğraf: Fazlı Yurtsever</figcaption></figure><p>Gölyazı'da, kadın balıkçı geleneği yaşatılmaktadır. Marmara Bölgesinde kadın balıkçıların yer aldığı tek göl olan Uluabat Gölü'nde göldeki aktif balıkçıların yaklaşık %30 unu kadın balıkçılar oluşturmaktadır. Fiberden yapılmış motorlu ya da motorsuz teknelerle avlanmaya çıkan kadın balıkçılar av yasağı ve dini bayram dönemlerinde işlerine ara vermekte, bu dönemlerin dışında her gün göle çıkmaktadır.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:2048/1536;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728288517/di/c0/F11Ia2Tf3luWcJtXU79BhapliedRaZYSUlLuYvqATqU/editor_images/1/45/6703970455cfb.jpg" alt="image" width="2048" height="1536"><figcaption>Henüz yakaladığı balıkları satmak için tezgahının başında bekleyen kadın balıkçılardan biri - Fotoğraf: Fazlı Yurtsever</figcaption></figure><p>Yakalanan balıklar Gölyazı'da her gün kurulan mezatta satılarak Bursa, Eskişehir, İstanbul, Konya, İzmir ve Eğirdir pazarlarına gönderilir.</p><figure class="image"><img style="aspect-ratio:1536/2048;" src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1728288539/di/c0/mY30aABv9zfofa9tQa78YgzJvgKGa7RXmA74G1NlHKI/editor_images/1/45/6703971a85d4e.jpg" alt="image" width="1536" height="2048"><figcaption>Belediyenin tesisinde mezata çıkmış balıklar - Fotoğraf: Fazlı Yurtsever</figcaption></figure><p>Gölyazı, sadece tarihi ve doğal güzellikleriyle değil, yerel halkın misafirperverliği ve geleneksel yaşam tarzıyla da dikkat çeker. Ziyaretçiler, burada yerel ürünler satın alabilir, gölden taze balık tadabilir ve Gölyazı’nın huzurlu atmosferinde keyifli zaman geçirebilirler.</p><h4>Gölyazı'da Yapılacak Aktiviteler</h4><ul><li><strong>Tarihi Yarımada Turu:</strong> Gölyazı yarımadasında yürüyüş yaparak, Roma ve Osmanlı döneminden kalma yapıları keşfetmek mümkündür.</li><li><strong>Balıkçılık ve Tekne Turları:</strong> Göl üzerinde balıkçılık yapabilir veya tekne turları ile gölü keşfedebilirsiniz.</li><li><strong>Fotoğrafçılık ve Kuş Gözlemi:</strong> Ulubat Gölü, kuş gözlemcileri ve doğa fotoğrafçıları için ideal bir noktadır.</li><li><strong>Yerel Lezzetler:</strong> Göl balıkları ve köy ürünleri, Gölyazı mutfağının öne çıkan lezzetleri arasında yer alır.</li></ul><h4>Kaynakça</h4><ul><li>Türkiye Tabiatını Koruma Derneği. <i>Gölyazı ve Apolyont Gölü</i>.</li><li>Koçyiğit, Ali. <i>Tarihi Gölyazı ve Yaren Leylek: Mitolojik ve Doğal Değerler</i>.</li><li>Bursa Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü. <i>Gölyazı: Geçmişten Günümüze</i>.</li></ul>]]></description>
	<dc:creator>fotocu</dc:creator>		</item>
<item>
	<guid isPermaLink="true">https://ahalim.com/blog/view/1064/nazar-boncugunun-kokeni</guid>
	<pubDate>Thu, 25 Aug 2022 16:44:55 +0000</pubDate>
	<link>https://ahalim.com/blog/view/1064/nazar-boncugunun-kokeni</link>
	<title><![CDATA[NAZAR BONCUĞUNUN KÖKENİ]]></title>
	<description><![CDATA[<p><span style="font-size:1rem;font-weight:400;">Kökeni Sümerler’e, Babiller’e ve Eski Mısır’a uzanan nazar değmesi inanışına göre, insanın taşıdığı olumsuz düşünceler, fikrin dışarıya açılmış biçimi olan gözlerden dışarı çıkar. Bu da, bakışlarla olur. Buna, vurucu güç adı verilir. Vurucu gücü önlemek ve ondan korunmanın yolu ise, “göze gözle karşı gelmek” olmuş.</span></p><p>Nazarın ve nazar boncuğunun izleri, Mısır'a MÖ. 4800-MÖ. 5000 yıllarına uzanıyor. Dünyadaki tüm kötülükleri gören Mısır imparatoru Osiris'in gözünün, yoksulluğu ve cehaleti uzaklaştırdığına inanılırdı. Oğlu Horus, gözlerini açtığında ortalığın aydınlandığı (iyilik) kapattığında karanlık (kötülük) olduğu düşünülürdü.</p><p>Şekli gözü andıran her şeyin, insanı kötü düşünceden, nazardan koruduğu inancı yaygınlık kazanmış. Özellikle Eski Mısır’da “Osiris’in Gözü” ya da “Horus’un Gözü”, nazara karşı korunma yollarından önemli figürlerindendir.</p><p>Güneş tanrısı Osiris'i öldüren Seth'den öç almak isteyen Horus'un gözü, kavga sırasıda aynı zamanda amcası olan karanlıklar ve kötülükler tanrısı Seth tarafından parçalanır. Bilimlerin ve tıbbın kurucusu olan Toth parçaları toplar ve gözü eski haline getirir. Ancak 1 / 64'lük parçası eksiktir ve bu parça, Toth'un büyü ve sihir gücü tarafından tamamlanır.</p><p>Daha sonra Horus'un bu gözünü simgeleyen hiyeroglif resim, uzak görüşlülüğün, beden dokunulmazlığının ve sonsuz doğurganlığın simgesi olarak, gemi, araba mumya, vazo gibi nazardan korunması gereken gereçlerin üzerine çizilmeye başlanmıştır. Mısırlılar önem ve değer verdikleri her şeyi, koruyabilmek için üzerine Horus'n gözünü çizdiler. Bu çizimler daha sonra Anadolu'ya ulaştı ve büyük bir olasılıkla onu ilk defa Fenikeliler (MÖ. 2500-MS. 65) cam üzerine geçirdi.</p><p><img src="https://ahalim.com/serve-file/e0/l1661446407/di/c0/UAGiqzhIf6HfajRAsK5S_9X_pcavInoZlCe4uO1Xm1s/ckeditor_upload/1/1/45/nazar_big.jpg" alt=""></p>]]></description>
	<dc:creator>fotocu</dc:creator>		</item>
<item>
	<guid isPermaLink="true">https://ahalim.com/blog/view/1054/sumerli-bu-ogrencinin-gunlugu</guid>
	<pubDate>Thu, 25 Aug 2022 12:46:52 +0000</pubDate>
	<link>https://ahalim.com/blog/view/1054/sumerli-bu-ogrencinin-gunlugu</link>
	<title><![CDATA[Sümerli bu öğrencinin günlüğü]]></title>
	<description><![CDATA[<p>S&uuml;merli Bir Cocuğun Okulda Ge&ccedil;irdiği 2 G&uuml;n&uuml;n&uuml; Anlatan Anısı&nbsp;</p><p>Mezopotamya&#39;da k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir &ccedil;ocuk i&ccedil;in okul hayatının nasıl olduğunu hi&ccedil; merak ettiniz mi? Pekala, bu tablette bir okul &ccedil;ocuğunun hayatındaki iki g&uuml;n&uuml; anlatan bir S&uuml;mer&#39; li &ccedil;ocuğun anısı var - g&uuml;nleri sıkıcı işler ve sert cezalarla dolu!</p><p>&ldquo;Okul &ccedil;ocuğu, ilk g&uuml;nlerden nereye gittin?&rdquo;</p><p>&quot;Okula gittim.&quot;</p><p>&quot;Okulda ne yaptın?&quot;</p><p>&ldquo;Tabletimi okudum, yemeğimi yedim, tabletimi hazırladım, yazdım, bitirdim... Okuldan &ccedil;ıkınca eve gittim, eve girdim, babam oturuyordu.&rdquo;</p><p>&Ccedil;izimden sorumlu kişi, &ldquo;Ben yokken neden ayağa kalktın?&rdquo; dedi. (ve) beni sopaladı.</p><p>Kapıdan sorumlu olan, &ldquo;Ben yokken neden dışarı &ccedil;ıktın?&rdquo; dedi. (ve) beni sopaladı.</p><p>S&uuml;merceden sorumlu olan kişi, &ldquo;Akadca konuştunuz!&rdquo; dedi. (ve) beni sopaladı.&rdquo;</p><p><img alt="" src="https://usumda.com/serve-file/e0/l1661431606/di/c0/MnDvX_hCjSIi1P0r5eChsGGDlfZJbhtLxzQt27rb46A/ckeditor_upload/1/1/45/FB_IMG_1661431477432.jpg"></p><p>A30217: kil, Irak, Nippur, Eski Babil d&ouml;nemi (2004&ndash;1595 M.&Ouml;.)</p><p>Chicago &Uuml;niversitesi</p>]]></description>
	<dc:creator>fotocu</dc:creator>		</item>
</channel>
</rss>
