"Ne imamı ne papazı memnun edebildim...Turgut Abimle aram nasıl bozuldu."
GÜNGÖR URAS /
Haziran ayında "Milliyet"ten ayrıldım. Sabancı topluluğunda Aksigorta Yönetim Kurulu Başkanı olarak çalışıyorum.
7 Kasım 1980 cuma akşamı evde telefon çaldı. Bir yüzbaşı ismimi söyledi. "Ankara'dan MGK Genel Sekreterliği'nden arıyoruz. Haydar Saltuk Paşamın yardımcısı Işık Amiralim görüşecekler" dedi. Şaşırdım. Ne olduğunu anlayamadım. Telefonda Amiral Işık Biren'in sesini duydum.
Amiral Işık Biren, pazar sabahı Ankara'ya gelip gelemeyeceğimi sordu. Ne yapacağım? Ne için Ankara'ya gelmeme emrediliyor? Soramadım. Sadece "Emredersiniz" dedim..
Pazar sabahı Ankara Havaalanı'nda denizci üniformalı bir yaver ve bir askeri araç beni bekliyordu. Beni TBMM'de Amiral Biren'in odasına götürdüler. Odada o zaman tanımadığım diğer bazı subaylar da vardı. Daha sonra bunlardan birinin Albay Hüsnü Küçükahmet, bir diğerinin de Albay Tanju Erdem olduğunu öğrendim.
Oturur oturmaz neden çağrıldığımı kısaca anlattılar:
- Özal'ın ekonomi politikaları beğenilmiyor. Bunlara alternatif bir politika geliştirmek gerekir.
- DPT fonksiyonunu yerine getirmiyor. DPT yerine yeni bir kuruluş meydana getirmek istiyoruz. "Devlet Durum Merkezi" adıyla doğrudan devlet başkanına ve başbakana hizmet verecek bu kuruluşun teşkilatlanmasını istiyoruz. Bu teşkilatın başına getirilecek bir uzman arıyoruz.
Açık bir şekilde şunu söylediler:
- Turgut Özal ve ekibini değiştirmek istiyoruz. Yerine bir ekip kuracağız.
- Sen Ankara'ya gel, sorumluluk üstlen. Örneğin "Devlet Durum Merkezi"ni sen örgütle.
Bunlar söylenirken ne kurulması istenen teşkilatın ne de teklif edilen görevin tam ve açık tanımı yapıldı.
Ben şunları söyledim:
- İstanbul'a yerleştim. Tekrar Ankara'da görev almam ailevi nedenlerle mümkün değil.
- Ekonomik politika için alternatif görüşlerimi yazılı olarak hazırlarım.
- DPT ve Turgut Özal hakkında acele karar vermemek gerekir.
- "Devlet Durum Merkezi"nin sorumlulukları DPT'ye verilebilir..
Bir hafta içinde bu konularda bir not hazırlamak üzere ayrıldım.. Bir haftada, ekonominin durum değerlendirmesini, alternatif politikaları uygulamaya ilişkin teklifleri içeren 67 sayfalık bir rapor hazırladım. Raporu ciltlettirdim.
Bir hafta sonra tekrar Ankara'ya gittim.
TBMM'deki odada Işık Biren Paşa, Hüsnü Küçükahmet Albay ve Tanju Albay beni bekliyordu.
- Ekonomi politikası ve DPT konusunda hazırladığım notu verdim. Özetini sözlü olarak anlattım.
- Turgut Özal'ın ilişkisinin kesilmesi konusunda acele edilmemesini, kendisinden özellikle geçiş döneminde çok yararlanılabileceğini söyledim.
- "Devlet Durum Merkezi" için ısrarlı olunmamasını, Turgut Özal mutlaka değiştirilecek ise, DPT'nin başına iyi isimlerin getirilerek (Merih Celasun'u önerdim) iyi yetişmiş, DPT deneyimi olan kadrolarla (isimleri verdim) teşkilatın güçlendirilmesini söyledim.
Söylediklerim pek hoş karşılanmadı. Sanırım Turgut Özal'ı koruduğum şeklinde yorumlandı. Hazırladığım raporu bu nedenle içine bakmadan masanın üzerine bıraktılar. Anlattıklarımın bekleyişlerine ters düştüğünü fark ettim.
Ankara'da ve İstanbul'da DPT'de eskiden birlikte çalıştığım yakın arkadaşlarıma olan biteni anlattım. Arkadaşlarım, "Ankara'da Turgut Özal'ı gör. MGK'ya verdiğin rapordan söz et. Kendisi hakkındaki kuşkuları çıtlat. Sonra senin temaslarını ve de raporu öğrenir, sana gücenir" dediler.
Tanju Erdem Albay telefonla aradı. Raporu görüşmek için Ankara'ya çağırdı. Ertesi gün uçakla üçüncü defa Ankara'ya gittim.
TBMM'deki çalışma ofislerinde DPT'nin MGK'nın istediği hizmetleri verecek biçimde yeniden örgütlenmesiyle ilgili önerimi tartıştık. TBMM binasından ayrıldım. Sonra Turgut Özal'ı ziyarete gittim.
Vahit Erdem, Turgut Özal'ın yardımcısı durumunda idi. Adnan Kahveci, Özal'la yeni yeni çalışmaya başlamıştı. Başbakanlık'taki odasında Özal'la görüşürken, Vahit Erdem de yanımızda idi. Adnan Kahveci odaya girip çıkıyordu.
Olan biteni hikaye ettim. Özal'ın canı çok sıkıldı..
"Bunları bana iyi ki söyledin. Benden kurtulmak istediklerini, beni istiskal etmelerinden zaten anlıyordum. Ne yapalım, biz de gideriz. Ben zaten daha önce istifa etmeliydim ama olmadı", şeklinde konuştu.
"Benden istenenler karşısında düşünce ve önerilerimi kağıda döktüm. Alternatif ekonomi politikaları önerileri ve DPT konusunda önerilerimi yazdım. Sizden saklayacak bir şey yok ama, yazdıklarımı size vermem iki taraflı, samimiyetsiz bir davranış olur. Anlayışla karşılayın," dedim.
Daha sonraki günlerde hazırladığım raporun çoğaltılarak TBMM'de Işık Biren Amirale bağlı olarak çalışan "Ekonomik ve Sosyal Komite" üyelerine dağıtıldığını ve bir örneğinin de görüş alınmak üzere Başbakanlık'a gönderildiğini öğrendim. Bu yoldan raporun bir örneği de Özal'a ulaşmış.
1981 yılı ocak ayı içinde, bu temaslardan üç ay sonra Sakıp Sabancı beni odasına davet etti. Odasında Erol Sabancı da vardı.
Turgut Özal ve eşi Sabancı ailesiyle yemek yemiş. Yemekte Sakıp Sabancı'ya şunları söylemiş:
"Güngör'ün benim aleyhimdeki toplantılara katıldığını, benim politikalarıma karşı MGK'ye yazılı raporlar verdiğini biliyorum. Hazırladığı rapor elimde. Şimdi 'Hürriyet'te Şili örneği diye yazılar yazmaya başladı. Sabancı Holding'de çalışmasa ben onu bir gün içinde mahvederim. Ben de insanım. Ona karşı hislerimle, sizin işlerinizde de tarafsız davranmayabilirim. Şu adamın elini dilini tutun."
Aksigorta'da yönetim kurulu başkanlığı görevi için, benimle konuşulduğu günlerde, "Benim ilişkilerim, yazılarım sizleri rahatsız edebilir. Ben ne ilişkilerimi ne yazılarımı değiştirebilirim" dediğimde, "İlişkilerinde ve yazılarında serbestsin" diyen Sabancılar, "Biz sana söz verdik. Sözümüzden dönmeyiz. Ama durum bu. Sen bilirsin" dediler.
Halbuki, benim o günlerde MGK için çalışan görevlilerle ve özellikle Işık Biren Amiralin odasında yapılan toplantılarda, "Turgut Özal'ın niteliklerinden övgüyle söz etmem; "Politikasında yapacağı düzeltmelerden sonra bu işi en iyi götürecek kişi odur" demem; Devlet Durum Merkezi yerine DPT'yi savunmam" askerlerde şüphe uyandırmış. Benim Turgut Özalcı "çıktığım" şeklinde bir kanaat oluşmuş.
Bunu da sonradan öğrendim.
Açık anlatımıyla ne imamı ne de papazı memnun edebildim..
(GÜNGÖR URAS, "Bak Ben Sana Anlatayım / Olaylarla Alaylar", Doğan Kitap, 2010)
